Ruhunuz Neyi Sever?

ruhumuz neyi sever

Ruhunuz Neyi Sever?

Ruhunuz özgürlüğü sever.

Dans edin, gülün, eğlenin, hatta tahmin edilenin ötesinde davranışlar sergileyin, neşelenin. İlk insanlar önceleri kendi başlarına, içgüdülerine uyarak dans ettiler. Yinelenen ritmik hareketlerin doğaüstü duygular çağrıştıran güçlü etkileri olduğunu fark ettiler. Buradan, dansta büyülü bir gücün var olduğu düşüncesi doğdu ve her dans esnasında bu gizemli gücü yeniden yarattıkları duygusuna kapıldılar. Gerçekten de öyle. Dans etmek özgürlüktür, gizemli bir güçtür, uyumdur, iletişimdir, sevgidir, akıştır, mutluluktur, yaratıcılıktır, doğallıktır, estetiktir.

Hayatla dans edin, onun keyfini çıkarın. Limitlerin ve kısıtlamaların, ‘meli’ & ‘malı’ ların ötesinde bir yaşam var onu keşfedin. Beklentilerin ve standartların kurduğu tuzaklara düşmeden zincirlerinizi kırın, limitsiz özgürlüğünüzü yaşayın.

Tamlık işte böyle bir şeydir. Ancak ruhun doyurulması sizi bu noktaya getirebilir. Bu öncelikle sizin bu doyumu yaşamayı talep etmeniz ve bu yöndeki seçimlerinizin bir sonucu olarak gerçekleşecektir. Boşuna bunu başka birinin size sunmasını beklemeyin.

Kendi kendinizi tanımaya ve anlamaya kendinizi açın. Tamlık, ruhunuzun gerçekte neleri yapmaktan hoşlandığını, özel yeteneklerinin neler olduğunu bulmaya yönelik kendi kendinizi keşif yolculuğunuzun meyvesidir.

Bu yol, kendi öz varlığınızın size ve tüm dünyaya nasıl bir hediye olduğunuzu anlama yolculuğudur. Ancak böylesi bir hayat deneyiminde her an neşeyi, huzuru ve derin şükran duygularını deneyimlemek mümkün olacaktır. Sadece yaşıyor olmak ve varlığınızın verdiği derin minnet ve şükranı deneyimlemek. Varlığınızın özünde, öyle saf, öyle ilahi ve kutsal bir gerçeklik var ki… Bu gerçeklik, kristal ışık küresi ile benzerlik gösterir, bu kristal küre içinde istediğiniz şeyi tezahür ettirebilir, Yaratıcı’nın tüm evrenini izleyebilirsiniz, çünkü Yaratıcı’nın tüm varoluşu bu kristal ışık küresindedir. Kendinizi saf berrak kristal enerji olarak kabul ettiğinizde, egonuzu değil, varlığınızın özünde bulunan esas gerçekliği onurlandırmış olursunuz.

Aldığın her nefesin ne kadar değerli bir şey olduğunun farkında olmak, sana ve dünyaya hizmet eden her şeyi sevgiyle alıp kabul etmek, hizmet etmeyenlerin gitmesine izin vermek, almak ve vermek arasındaki ilahi dengeyi ve uyumu yakalamak. Bu gerçek özdeğerdir.

Ruhumuz, enerjimizi doğru yere akıtmamızdan hoşlanır. Çünkü bilir ki; bunun kendinde ve başkalarında yaratacağı değişim, seni ve tüm evreni büyütecek güce sahiptir. Bu düşündüğünün de ötesinde ürün verecek tohumların ekilmesi ve yeşertilmesi anlamına gelir…

Bunu nasıl yapacağınızı mı soruyorsunuz? Çok basit: Aklınızı ve sabit düşüncelerinizi, size öğretilen her şeyi bir kenara bırakın, kalbinize dönün. Kalbinizin içinde, tüm bilgilerin yattığı küçük bir yer var. Varoluşunuzun tüm seviyelerinde ihtiyacınız olan şey orada. Eğer kalbinizde yaşıyorsanız, ruhunuzla bağlantıdasınızdır demektir.

Ruhumuzun özü ışıktır ve ancak bu ışığı dışarıya yansıttığımızda ruhumuz yaşamamızda ifade bulmuş olur. Bu ışığı karartmadan ve kesmeden geçirebilmenin yolu, her türlü olumsuz ve düşük frekanslı enerjiden kendimizi arındırmaktan geçer. Işığımızın parlaklığını kesen zihnimizin üzerinde dolaşan kara bulutları dağıttığımızda, ışığımız bize, hayatımıza ve başkalarına doğru kolayca akacaktır. Dahası bizden dışarıya, dışarıdan bize doğru sevginin akışı da ve evrenin bize sunduğu hediyeleri almak da kolaylaşacaktır. Ruhumuzdan yayılan ışıkla önümüzü görmemiz, hedeflerimizi ve gideceğimiz yönü belirlememiz de kolaylaşacaktır.

Işık, evrendeki en büyük güçlerden biridir. Ve kudretli bir dönüştürücü güçtür. Enerjiyi değiştirmesi, sizi ve sevdiklerinizi şifalandırması için ışığa başvurabilirsiniz. Işık sizin titreşiminizi yükseltir, olumlu düşüncelerinizi güçlendirir, kalbinizi açar. Sizi kaynakla bağlantıya geçirir, onun gücünü kendi ilahi amacınız yönünde kullanıp bunu tüm çevrenize yaymanızı sağlar.

Yüksek benliklerimiz her an ışık ile bağlantıdadır. Bu sebeple ışık ile bağlantıda olmak bizim içgüdüsel olarak kolaylıkla yapabileceğimiz bir şeydir. Sadece istememiz ve düşünmemiz yeterlidir. Siz ışığa dönüşünce, yüksek benliklerinizle bir titreşmeye başlarsınız.

Işığı düşünme suretiyle, hayatınıza daha çok ışık getirebilirsiniz. Işık sizin onu düşünmenize yanıt verir; siz onu düşündüğünüzde o derhal size çekilir. Başlangıçta ışığı kendimize çekmek, ışık yaymaktan daha kolaydır. Işığı daha çok düşünürseniz ışıkla dolacaksınız. Tüm bedeninizde parlak bir ışık beden inşa etmeye başlayacaksınız. Bedeniniz ne kadar çok ışık tutabilirse, titreşiminiz o kadar çok yüksek olur ve çevrenizdeki enerjiyi daha yüksek bir düzeye dönüştürme yeteneğiniz de o kadar büyük olur.

Bu sayede, yaşamdan zevk ve keyif almak, mutlu ve hafif hissetmek de kolaylaşacaktır. Gerçekten bizi heyecanlandıran ve tutkuyla yapmaktan hoşlandığımız şeyleri bulup keşfetmemiz bu ışığın yardımıyla daha da kolay olacaktır. Kör karanlıkta el yordamıyla hareket etmenin ve yön bulmanın zorluğu, çabalamalar, yorgunluklar bitecek ve akış başlayacaktır. Şimdi soruyorum: Bundan daha güzel nasıl olur?

Ruhunuzun sizle en yakın olduğu ve bağlantıda olduğunuz dönem çocukluğunuzdur.

Şimdi içinizdeki çocukla tekrar bağlantıya geçip, çocukluğunuzda sizi mutlu eden, yapmayı sevdiğiniz ve gerçekten şevkle yaptığınız şeyleri hatırlayın ve hayatınızda bunlara yer açın.”

Başka Bir Leonardo    – Ülker Uzun Polat

Hoşunuza Gitti ise Paylaşır mısınız?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


error: Content is protected !!