Ruhunuz Neden Hoşlanır?

ruhunuz neden hoşlanır

Ruhunuz Neden Hoşlanır?

“Ruhunuz sessizlik ve dinginlikten hoşlanır. Bunun olabilmesi için zihnin bir mola alması gerekir.
Ruhunuzun size ne anlatmaya çalıştığınızı biliyor musunuz?
Ondan her gün gelen rehberliğin farkında mısınız? Kim olduğunuzu, neden burada olduğunuzu, misyonunuzu, hayat amacınızı biliyor musunuz?
Ruh gerçeğe âşıktır.
Yaşam yolculuğumuz ruhumuzun gezintiye çıkmasıdır. Onu her köşe başında, her yol ağzında bize tavsiyeler verirken buluruz. Sürekli olarak size, sizin için en doğruyu, en hayırlı olanı fısıldar. Size işaretlerle, sembollerle, bazen de başkalarının ağzından seslendiği olur. Bazen de uçan bir kuş tüyünde ya da rüzgârın sesindedir. Bilincinizin derinliklerinden aniden aklınıza geliveren düşünceler, dürtüler de onun size ulaşma yollarından biridir.
Bu mesajları duymak, görmek, algılamak her zaman o kadar kolay olmayabilir.
Etrafımızda ve dünyada olan bitene, gündelik işlere o denli kendimizi kaptırırız ki bu ses bazen çok uzaklardan gelir ve duyulmaz olur.
İçinizde oluşan boşluğu neyle dolduracağınızı bazen de birileri size buldurtabilir.
İçinizdeki ruhsal varlığı, dışınızdaki hayatla aynı hizaya getirmektir bütün iş.
Ruhun kelime anlamı; bir şey oluşturan bütünün özü, yaşamsal çekirdeği; en genel anlamıyla her bir bireyin içindeki sonsuz, ölümsüz ve evrensel öz.
Hepimiz ışıktan geldik, ışığa gideceğiz.
Özümüz ışık!
Şu anda fiziksel bir formumuz olması, bunu algılamamıza engel olmamalı. İçimizdeki ışıkla bağlantıya geçmeli ve karanlığa doğru içimizdeki ışığımızı cesurca yansıtmalıyız. Bu ışık bizim içimizden dışarıya çıkmak ve etrafımızı, dünyayı ve tüm evreni aydınlatmalı. Hem de ŞİMDİ!
Bugün yarın olmadan, şu anın kıymetini bilene…
Ruhunuz bunun artık zamanının geldiğini biliyor. Ruhunuz yüksek frekanslı pozitif enerjileri sever. O yüzden buradasınız ve bu satırları okuyorsunuz. Şimdi, ışığa yer açmak için bize ait olmayan tüm yargıları, düşük frekansta titreşen tüm düşüncelerimizi ve egomuzu bırakma, kabınızı boşaltma zamanı. Bu sadece bir seçim; arınmayı seçin! Buna izin verdiğinizde kabınız daha çok ışıkla dolacak ve bu ışık önce sizi ve hayatınızı, sonra tüm evreni aydınlatacak.
Ruhumuz genişlemeyi sever. Kendinizi, ruhunuzu almaya açtığınızda dışarda aradığınız neşe, huzur, mutluluk ve dinginliğe ne kadar yakın olduğunuzu anlayacaksınız. Tek yapmanız gereken ona yer açmak.
Ruhunuz evrenle aynı frekansta, uyumla titreşmeyi sever. Çünkü hayatla olan kavgan sona ermiş, onun yerine uyum içinde onunla birlikte akıyor olacaksınız. Bundan daha iyi nasıl olur? Tüm bunlar olurken, belki de olmadan önce, minnet ve şükran kavramlarının üzerinde çalışmanız ve size verilen tüm güzellikleri ve iyilikleri kabul edebilmeniz önemli. Çünkü hayat bol, neşe bol, keyif bol, sevgi bol, her an bir mucize oluyor, kabul edip almayan bizleriz. Çoğunlukla da kendi kendimize blokajlar koyuyor ve kendimizi sabote ediyoruz. Çünkü bir yanımızın deli gibi istediği, uğruna canını feda edeceği bir şeye diğer yanımız sahip olmaktan ölesiye korkuyor. Öyle ki çoğumuz korkularıyla yüzleşmekten dahi korkuyor. Çünkü bütün korkuların temeli geçmişe dayanır. Üstelik sanıldığında da uzak geçmişe.. Tüm insanlığın yaşadıklarının oluşturduğu Kolektif Bilinç’in milyonlarca yıllık birikimlerine. Ve sevginin yüksek titreşimine geçebilmek için tüm korkulardan sıyrılmak gerekir. Ancak blokajlar öylesine derindir, öylesine gizlenmiştir ki; onları bulup açığa çıkarmak için gerçekten bunu istemek ve ona sahip çıkmak ve kararlı bir şekilde üzerine gidip çözmek gerekir. Onların egonun bir oyunu olduğunu, korkularımıza bakıp, onları fark edip üzerlerine sadece ışık tutmanın yeterli olacağını bilsek, acaba hala onların kölesi olmayı seçer miydik? Hiç düşündünüz mü risk almaktan korkmadan onların üzerine yürüsek, acaba hayatlarımız nasıl genişler ve nasıl daha farklı olurdu? Korkularımızı dinlemek yerine sadece kalbimizin sesini dinleyerek bizi yerimizden hoplatan, bizi hayallere daldıran, gülümseten, mutlu eden şeylerin peşinden koşsaydık, acaba nasıl bir hayatımız olurdu?
Bir anlasak ki, bizi asıl korkutan şey karanlığımız değil, ışığımız… Kendi gücümüz! Oysaki bizler Tanrı’nın ihtişamını ortaya koymak için doğduk.
Ruhumuz macerayı sever!
Hayatınızın tıkalı, akmayan, durağan ve sıkıcı bulduğunuz alanlarında risk alın ve yeniliklere ve maceraya atılın. Bu ruhunuzun sizden talebidir.
Bu yolda atacağınız ufacık adımlar bile sizi düşünemeyeceğiniz kadar eğlenceli ve neşeli deneyimlere sürükleyebilir. Siz sadece başlayın, gerisi çorap söküğü gibi kendiliğinden gelecektir.
Artık silkelenip ayaklanma ve uyanma vakti geldi. Ruhunuz uyanık olmayı sever. Hayatın ya da birilerinin gelip sizi sarsarak uyandırmasını istemiyorsanız, siz kendinizi sarsın. Konfor alanınızdan çıkın. Artık kısır döngülerle dolu rutin sebep-sonuç bağlantılı yaşamlarınıza ruhunuzu katma vakti gelmedi mi? Şimdi, şu an her birimizin içerisinde ve sadece o kişiye özel olan potansiyelimizi, yeteneklerimizi fark etme ve hayatımıza geçirme vaktidir. Sizin için gerçekten anlamlı ve önemli olan bu yetenekler tam da hayat amacınızla paraleldir ve onları fark etmeniz zaten sizi gerçekte olduğunuz varlığa, gerçekte yapmak istediğiniz şeylere kendiliğinden yönlendirecektir. Çünkü bütünlük, bilgi, farkındalık zaten sizde mevcut!
Eğer meleklerimizin gözleriyle kendimizi görebilseydik, gerçekte olduğumuz tamlık, bütünlük ve birlik ve güzelliğimizden gözlerimiz kamaşabilirdi.
Güzelliğinizin içinizden dışarıya yansımasına izin verin.
Ruhumuz, güzelliği sever. Çünkü kendisi güzelliktir. Etrafınızdaki güzellikleri fark edin, arttırın ve besleyin, çoğaltın. Ruhunuz bundan hoşlanacaktır. Kendi güzelliğinizi de fark edin. Ne kadar özgün, eşsiz ve özel olduğunuzu fark edin. Bunu fark ettiğinizde; her bireydeki özgünlüğü ve benzersizliği de fark edeceksiniz ve onların da içlerindeki güzelliği fark etmelerini sağlayacaksınız.”
Başka Bir Leonardo – Ülker Uzun Polat

Hoşunuza Gitti ise Paylaşır mısınız?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


error: Content is protected !!