Nefes Terapisi Sonrasında…

Nefes Terapisi Sonrasında…

sevgi üzerine“Nefes Terapisi sonrası, hayatımda son derece olumlu ve güzel değişiklikler oldu.

Örneğin daha iyi bir iş ortamı arayışım vardı ve bir türlü gerçeğe dönüşememişti ve en başta alıştığım, kabul gördüğüm iş dünyasını bir daha geriye dönmemek üzere bırakmaya karar verdim. Bilişim sektöründe iş aramayı tamamı ile bıraktım. Ne yapacağımı bilmeden bir süre boşlukta dolaştım. Eskiden olsa ödümü patlatacak olan bu durum hiç endişe vermiyordu, sadece huzursuz bir merak içindeydim. Çünkü ne yapacağımı bilmiyordum. Ancak hayatımdaki alışageldiğim düzenimin bozulmasından artık kesinlikle korkmuyordum. Bu süreci koçluk eğitimlerimi almakla geçirdim. Bu eğitimleri alırken bile bu işi profesyonel olarak yapma düşüncesi kesinlikle yoktu. Benim gibi hiç kendi işini yapmamış, hep maaşlı ve garantili bir şekilde yaşamaya alışmış biri için değil bunu istemek, hayal dahi etmek tüyleri diken diken yapmaya yeterdi. Ancak olaylar, koşullar, durumlar öyle bir gelişti ki, denizin soğuğuna yavaş yavaş alışmak gibi, birden içine atlamadan ve böyle olduğu için de beni hiç huzursuz edip yormadan, kendiliğinden ‘Mimoza’yı kurmuş oldum.

Sadece ve sadece güzelliklerin olduğu ilişkiler, beni seven insanlarla donanmış paylaşım ve sevgi dolu bir iş, kendime ait bir şeyler yaratmak isteği doğrultusunda yaptığım seçimlerimin verdiği mutluluk, yaşamdan aldığım doyumu hissedilir derecede arttırdı. İşin en güzel yanı ise hiçbiri için çok özel bir çaba olmaksızın her şeyin kendiliğinden ve doğal süreçlerinde gerçekleşmesi. Aldığım kararlar kendimle bağımın güçlenmesi nedeniyle eskiye göre daha doğru olduğundan mıdır, daha olumlu düşünüp olumlu niyetlerle yola çıktığımdan mıdır bilinmez, uygulamaya başlamam da çok zaman almıyordu.

Kendimi son derece enerjik ve hayat dolu hissetmeye başladım. Daha önceden yapmak isteyip de bir türlü kendimde enerji bulamadığım için, kendime güvenmediğim için ya da korkularımdan dolayı yapamadığım her şeyi sırayla yapar ve söyler ve anlatıp paylaşır oldum.

Dönüşüm:ilişkiler

Deniz neden mavidir? Gökyüzü mavi olduğu için mi, yoksa denizin derinlerdeki maviliği midir gökyüzüne o rengi veren?

Aslında deniz ile gökyüzü âşıktır birbirine. Bir daldaki iki üzüm gibi etkilenirler birbirlerinden. Deniz gri ise, gökyüzü de gridir; deniz maviyse, gökyüzü de mavidir. Bu iki aşığın birbirine dokunduğu anlarda gökyüzü rüzgâr olur, fırtına olur; deniz dalga olur, deniz ile gökyüzü ufukta birleşir; çocukları yağmur olur; özgür, coşkulu, neşeli…

Aslında ufuk da, deniz de, güneş de, yağmur da biziz…

Nefesin hayatıma girmesinin arkasından gelen üç günlük nefesle dönüşüm seminerine hiç düşünmeden katıldım.

Nefes seminerine o kadar gönülden katılmak istemişim ki o heyecanımı, coşkumu, umudumu ve merakımı anlatmaya kelimeler yetersiz kalır.

Merakıma değecek hediyelerle dolu üç gün adeta üç yıl gibi geçti.

Nefes semineri şu anda kendimin ofis olarak kullandığı, Kabataş’ta, set üstünden denize bakan bir salonda gerçekleşti. Salondaki her metrekarede benden bir iz olduğunu düşünüyorum. Bu ofisle olan derin bağım da işte bu nefes semineri sırasında kuruldu sanırım, tıpkı nefesle olan bağım gibi.

Sağda Topkapı ve solda Dolmabahçe Sarayı’na kadar uzanan muhteşem deniz manzarası eşliğinde nefes seminerimi alırken, kendime başka bir kuantum düşünce gücü uygulaması daha yaptım herhalde ki, sonradan gelişen, hiçbir şekilde planlanmamış ve kurgulanmamış olaylar sinsilisi içinde, koşullar ve yaşam beni bu ofiste kendi şirketim olan Mimoza’yı kurmaya kadar getirdi. Mimoza bana, kendi geçirdiğim süreçleri hiç tanımadığım insanlara yaşatmamda aracı olmamı sağladı ve sağlamaya devam ediyor.

Hem kendimi, hem de buraya gelip bu mekânın olumlu enerjisinden faydalanan, nefes gruplarına katılan, değişik enerji çalışmalarından faydalanan, kuantum çalışmalarımı alan insanları gerçekten çok şanslı buluyorum. Gerçekten de buranın büyülü bir enerjisi olduğuna inanıyorum.

Dönüşümsel Nefes™ semineri, benim hayatımı adeta seminerden önce ve seminerden sonrası diye iki ayrı bölüme ayırmak gibi müthiş bir anlam yükledi.

Nefes seminerinden çıktığımda kendimi uçuverecekmişim gibi özgür, mutlu ve güven içinde hissettiğimi hatırlıyorum. Sanki beynimin ve tüm vücudumun hücreleri, üç gün boyunca yapılan nefes seansları ve tüm zihinsel çalışmalar ve meditasyonlar sırasında baştan aşağı pozitif duygularla dolmuş, yıkanmış ve arınmıştı.

neden kısıtlı, yanlış ve ters nefes alırızHerkesi seviyor, herkesin iyiliğini, mutlu olmasını istiyordum ve tüm dünyayı kucaklamak geliyordu içimden. Ama en çok da kendimi seviyordum ve şu halimi hiçbir şeye değişemezdim.

Sanki kendime ve başkalarına karşı şefkat, anlayış ve affedişle sarmalanmıştım ve şimdiki beni eski benden daha da çok seviyordum. Ne olmuş, nasıl olmuşsa artık pozitif olmayan düşünceler aklıma bile gelmiyordu.

Üç günü bir nefes seminerinde geçirip de sadece kendi içindeki yolculukla bu kadar gezip görmek, anlayıp uygulamaya geçirebilmek nasıl mümkün olabiliyordu? Dünyaya yeni gelmiş bir bebek gözünden bakıyordum her şeye. Yaşam ve sadece nefes alıyor olmak ama dolu dolu, başlı başına bir mutluluk kaynağıydı.

Beni kuşlar gibi özgür hissettiren, geçmişte bende var olduğunu bildiğim, ancak yaşadığım olumsuzlukların etkisiyle kaybettiğimi düşündüğüm özüme dönmek dünyanın paha biçilmez en büyük hafifliğiydi bana göre… Bunun doğal sonucu olarak kendinle -ve tabii ki de evrenle- derin bir bağ içinde oluyorsun. Oysa kendine ne kadar yabancılaşıyorsan, o oranda da kayboluyorsun çıkmaz sokaklarda.

Nefes seminerinden sonra, sanki tüm kitapları okumuş gibi bir iç bilgeliğine sahip oldum, hem de kendiliğinden. Şimdi hiçbir kitap bana yeni bir şey söylemiyor, zaten fark ettim ki kimse -buna şu an ben de dahilim- YENİ bir şey söylemiyor.

Tüm yazılacaklar yazılmış, tüm söylenenler çoktan söylenmiş. Sadece iş anlamaya kalmış, hepsi bu. Burada anlayamazsan, başka biçimde, şekilde, başka bir enerjiyle yazılmış başka bir yerde anlamaya… O da kapalı zihinlerle, çarpık anlayışlarla olmuyor işte. Farklı kelimelere dökülmüş, yeni şeyler sanarak aynı şeyleri okuyup durduğumu ama kendi bakış ve anlayış açımdaki filtrelerden bu öğretilerinin hiçbirinin geçemediğini fark etmek ve aslında bilgelik ya da gerçek bilginin, o hep yakalamaya çalıştığım şeyin zaten bende olduğunu anlamak, kısacası hatırlamak.

Bunu algılayıp, hayatı bu boyuttan yaşamaya başlayınca, ciddi boyutta farkındalığım arttı; takıntılarım ve korkularım gitti, sezgilerim çok güçlendi.

Eskiden ‘bilinmeyen’ hep korkutuyordu, gelecek sadece kaygı veriyordu.

Şimdi artık geçmişimden hüzün taşımıyorum, dün yaşandı ve bitti, gelecek kaygım yok, gelecek olan zaten gelecek, yarını şimdiden düşünüp kaygılanmaya gerek yok, çünkü zaten sadece bugün var. Geçmiş adı üstünde ‘geç’miş, özetle yaşandı, bitti ve değiştirilemez. Yarın ne olacak zaten bilmiyorum, ne önemi var?

Sadece bu an var ve hayat bu anda. Bunu kabul edip ‘bilinen’ veya ‘bilinebilen’ üzerine kafa yormayı bıraktım, sadece bugünü yaşıyorum.

Her zaman “AN”dayım ve böyle yaşamanın ne kadar güzel bir şey olduğunu anladım.

Daha önceleri hep bir şeyleri, sadece yapmak zorunda olduğumu düşündüğüm için yaptığımı fark ettim! Kendi isteklerim ve kendi seçimlerimi yaşamadığımı…

Şimdi ise adeta yeniden doğmuştum ama bu kez farklı yaşayacaktım. Telaşlanmadan, istediğim her şeyi yapabileceğimi biliyorum. Gerçekten neyi isteyip neyi istemediğimi biliyorum. Hayatımın her anında netlik var. Nerede ne konuşacaksın, nerede kiminle ne yapacaksın ya da neyi yapmayacaksın, tüm bunlar artık çok açık ve net. Hiçbir şey için herhangi bir tereddüt yok.

Koşulları zorlamadan, sadece olacağına yürekten inanarak beklemeyi, sabrı, tevekkülü öğreniyorum.

Bilmediğimi bilmiyorum demeyi hatırladım. “Allah’ım bilmiyorum, yol göster.” deyip nasıl yapılacağını sorduğum zamanlarda kendiliğinden önüme gelen cevaplarda huzuru buluyorum.

Her AN akışta olmak bu olsa gerek…

Hep istediğim gibi mükemmel bilinç ile yaşama bakmayı, iç huzurunu ve dinginliği, sağlık, mutluluk, bolluk, bereketi deneyimledim. En doğru, en güzel yaşamın ‘akış’ında, zorlamadan giden yaşam olduğunu ve her zaman aslında en kolay olanın en doğru olduğunu deneyimliyorum.

Tekrar bir çocuk coşkusuna ve neşesine sahip olmak çok güzel. Neşeyle dolu dolu kahkaha atabilmenin, gülmenin ne olduğunu tekrar hatırladım.

Keyif ve mutluluğu hep yanlış yerlerde aramışım, sadece sağlıklı olduğum için ya da son derece küçük basit şeyler için bile gönülden şükretmenin güzelliğini; mutluluğun, huzurun, gerçek doyum ve tatmin hissinin nedensiz bir şey olduğunu öğrendim…

Kendimi çok zinde ve enerjik hissediyorum. Nefesim doğal olunca, kendim de doğalım. Hayatım da doğal ve doğal olanı hayatıma çekiyorum.

Nefes almak kolay, çünkü hayat kolay. Hiç zorluk yok, eğer bir zorluk varsa onun da içinden geçiyorum ve onu değiştirmek yerine kabulleniyorum. Bunun için bir çaba sarf etmiyorum ve eskiden olduğu gibi ona karşı gelmiyorum ve o enerjiyi kendimden vermemiş oluyorum.

Nefesimin açılması ile birlikte hayatımda deneyimlediğim en somut şey sanırım HIZ oldu! Her şey o kadar çabuk gerçekleşmeye, gelişmeye, gitmesi gereken gitmeye, gelmesi gereken gelmeye başladı ki, ben bile artık takip edemez oldum. Ve bu hız içinde düşüncelerime, aklımızdan geçenlere son derece dikkat etmem gerektiğini deneyimledim, çünkü gerçek oluyorlardı.

Olumsuz düşüncelere tutunmayı bırakıp, onun yerine zihnimi tamamı ile arındırıp, olumlu düşüncelerle bir işin başına geçtiğimde, düşüncelerim de anında gerçeğe dönüşüyor. Ne istesem oluyor, ne düşünsem gerçekleşiyor. Daha da güzeli benimle birlikte yakınlarım da bu sürecin içine giriyor.

Ne büyük bir keyif, hiçbir yaşanmışlığı yargılamadan, sadece öylesine yaşayıp bitirmek. Geriye dönüp baktığında bitmek tükenmek bilmeyen bir sevgi ve dostluk denizinde olduğunun ayrımına varıyor insan. Çünkü ne yaşanırsa yaşansın, gönülden gönüle hep bir bağ var ve ağızdan çıkanlar bu bağı hiç etkilemiyor. Gerçek koşulsuz sevginin denizi bu.

Eskiden ne kadar aksini iddia edip, kendi kendimi kandırmaya çalışsam da, hayatımda hiç karşılıksız, beklentisiz bir ilişkim olmadığını şimdi daha da iyi anlıyorum. Hep ileriye dönük bir şeyler bekliyordum elimde olmadan.

Bazen sadece bir cümlenin eksikliğiydi beni bir sürü güzellik ve olası mutluluklardan alıkoyan. O anda söyleyiverse belki hayatımı değiştirecek ve beni bir duygu tufanına salıverecek. Bu cümlecikler hiç söylenmedi. Dilim hep tutuldu o anlar geldiğinde.

Bazense sadece bakışlarda yaşadım olabilecekleri. Öylece bakakaldım giden mutluluğuma. Yalnız kalarak ödedim kefaretimi. Doğrusu ağır bir cezaydı bu. Suçumsa, teşebbüs bile etmemekti mutlu olmaya. Mutluluğu hak etmediğimi düşünerek, doğru zamanda doğru yerde olamamamın, doğru sözü söyleyememenin acısını çektim seneler boyu.

Öylesine sebepsizce sevmenin, vermenin nasıl bir şey olduğunu hiç bilememenin verdiği tutukluk gizliydi benim bütün ilişkilerimde.

Baktığımda bu şehri dolduran bir sürü mutsuz insan görüyordum, tıpkı benim gibi. Yüzleri mutsuzluktan, umutsuzluktan kararmış, çirkinleşmiş. Konuşmaya başladıklarında, havaya, isteyip yapamadıklarından, özlemlerinden izler taşıyan acıklı bir koku yayan. Her şeyde, her yerde sadece hüzün görüyordum, duyuyordum. İçim öyleyken dışımda farklı bir şey deneyimlemem mümkün değildi ki! Vapur düdükleri sevgilileri ayırıyordu birbirinden gözyaşlarıyla… Tren istasyonlarında insanlar başka diyarlara gidiyorlardı sevdiklerini geride bırakıp…

Şimdi ise ayrılıklar kavuşmak için bir bahane bana. Kavga etmek bile keyifli, çünkü barışması çok zevkli. Tıpkı çocukların evcilik oyunlarında bir küsüp bir barışmaları kadar doğal…

Beklemek güzel böyle bir boşlukta, öncesiz ve sonrasız…

Yaşanan her şeye değer ve yaşanacakların hayali yeter mutlu olmaya!

Şimdi damarlarımda hissediyorum sevgiyi, ben hiç böyle sevilmedim, hiç böyle ısınmadım rüzgâra karşı, hiç böyle bakılmadı bana beğeniyle ömrüm boyunca.

Her şey bir seçim sonuçta, sizi mutluluğunuza götüren ya da sizi ondan alıp götüren… Mutsuzluğu seçenlere ise diyebileceğim tek şey: Önden buyurun bayanlar baylar, düş kırıklığı hep neşeden sonra gelir!”

Tam Benlik, Nefes Sonrası Yorumlar

Hoşunuza Gitti ise Paylaşır mısınız?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


error: Content is protected !!