Neden Kısıtlı, Yanlış ve Ters Nefes Alırız?

neden kısıtlı, yanlış ve ters nefes alırız

Neden Kısıtlı, Yanlış ve Ters Nefes Alırız?

Sağlıklı bir nefes, diyaframdan alınan nefestir ama ne yazık ki zaman içinde korku, endişe duygularımızı baksılamak amacıyla diyaframımızı sıkarız ve esnemesine izin vermeyiz. Böyle anlarda diyafram tam esneyemediği için de bunun sonucu olarak, kısıtlı göğüs nefesi almaya başlarız. Dahası bu durum bir alışkanlığa dönüşür.

Çocukluğumuzdan itibaren stres kaynaklı olaylar, durumlar ve konular karşısında nefesimizi tutmaya başlıyoruz ve bu durum zaman içinde belli bir alışkanlığa dönüşür.

Otoritere ve baskı karsısında ya da her endişe ya da heyecan verici olayda değişken ve bilinmeyen, yani güven içermeyen koşulda ya da beklemediğimiz derecede sarsıcı olay anınlarda nefesimizi tutarak durumu kişiyi kendimizi kontrol etmeye yönelik bir çaba içine gireriz. Bu durum o anlar için iş yarar gözükse de zaman içinde bu bir  alışkanlığa dönüşüyor. Günlük yaşantımız sırasında anlaşılmaz bir şekilde kendimizi nefesimizi tutarken bulma olasılığımız yükseliyor. Birde bakmışsınız artık göğsünüz bile kıpırdamadan sığ bir nefes alıyorsunuz. Nasıl olduğunu bile anlamadan, hayatın içine tam giremeyen hayatı istediği gibi yaşamayan coşup eğlenemeyen bir insan haline dönüşmüşsünüz. Sığ ve tutuk bir nefese, dolayısıyla da kısıtlı ve akmayan bir hayata sahip oluyoruz.

Ve bunun doğal sonucu olarak, zaman içinde, toksinler vucudumuzdan daha yavaş atılır ya da atılamaz hale geliyor, vücudumuzun belli bölgelerinde yeterince oksijen alamamaktan kaynaklanan tıkanıklıklar oluşmaya başlıyor.. Günümüz yaşam koşullarının da stres ve hız gibi olumsuz katkılarıyla bu durum kısır bir döngüye dönüşmekte ve nefesimizi kısıtladığımız için tıkanıklıklarımız artmakta, tıkanıklıklar çözülemediği ve arttığı için nefesimiz daha da fazla limitlenmekte..

Gerçek şu ki, hayatımızda ister travmatik ister çok hoş bir şey olsun, hemen nefesimizi tutarız. Bilinçsizce yapılan bu durdurma işlemi sayesinde travma ya da kötü olayı hissetmekten ya da aşırı uçta bir heyecan yaşamaktan kendimizi korumuş oluruz. Bu anlık olarak belki iyi bir şeymiş gibi gelebilir ancak uzun vadede olumsuz bir etkis yaratır. Bir kere kısa bir an için bile olsa nefes tutarak o anın negatif enerjisi içimize girer ve hücre hafızasında depolanır, bilinçaltımız tarafından kontrol edilmek üzere orada kalır. Bu kısılmış kalmış enerjilerin hücre fonksiyonu ve sağlığı üzerinde etkisi büyüktür, bu da bilinçli yaşam deneyimimizi olumsuz yönde etkiler. Bu bir kısır döngüdür.

Nefesinizi tuttuğunuz için  geçirilen her acı deneyimi depolarsınız ve depoladığınız her acı deneyim nefesinizi daraltır.

Çoğumuz stres ve gerilim altındayken, hızlı ve  göğüsten nefes alırız ve nefes darlığı çekeriz. Bu şekilde göğüs nefesi aldığımızda, vücudumuz oksijenden yeterince beslenemez ve bu da kalbimizin gereğinden fazla yorulmasına sebep olur. Üstelik, sürekli bu şekilde kalp nefesi almak; kendimize dönmekten uzaklaşıp, başkalarına kendimizden daha fazla değer verdiğimiz bir hayat şekline neden olur.

Bu aynı zamanda, bizim kendi gerçekliğimizden uzak olduğumuz ve gerçekte olmamız gereken yüksek bilinç seviyesinde olmadığımız anlamına da gelir. Bütünlükten kopmamız nedeniyle, kaygı ve endişemiz daha da artar. Kendimizi daha da sıkışmış hissederiz.

Geçmişte yaşadığımız duygusal ve fiziksel travmalar, dışa vurulmayan duygular, acılar, travmaların sürekli olarak depolaması ve baskılanması gerek zihinsel gerekse bedensel gerilimlere sebep olur. Bunların zaman içinde kronik ağrı veya fiziksel-ruhsal hastalık olarak dışa vurulmaları ise hemen hemen kaçınılmazdır.

İşin kötüsü, kısıtlanmış nefes kalıpları, bilinçaltımızın hoş olamayan duyguları baskılaması eğilimini destekler. Bu bir kısır döngüdür. Nefesiniz bozulduğu için depolarsınız, depoladıkça nefesiniz daha da kısılır…

Her türden olumsuz duygusal deneyim kalıntıları,  birer enerji formu oldukları için yok edilemezler. Ancak fizik kuralları gereği, şekil değiştirebilirler. Bu olumsuz enerjilerin bedensel ya da  zihinsel  rahatsızlıklar olarak ortaya çıkmalarından önce onları olumlu hale dönüştürmek her bireyin en öncelikli  sorumluluğudur.

Hoşunuza Gitti ise Paylaşır mısınız?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


error: Content is protected !!