Meditasyon

meditasyon

Meditasyon

Konuşmak, yapmak, duymak, ..mak, …mek, sürekli bir çaba.. Oysa ki doğada her şey dinlenmeyi bilir, bu tüm canılılarda olan  içsel bir zekadır aslında, sadece durup bir susabilsek, bir dinginleşebilsek.. Sessiz kalabilmek çok güçlü bir deneyimdir.. Sessizlik karantinasında tüm mikroplardan arınırız; bizi tazeler, şarj eder; kelimelere ihtiyaç duymadan geçen o anlarda zihin açılır; beslenir.. Sessizlik iyileştirir;  kendimizle bağlantıyı bu sessizlik içinde yaratırız: ne söylüyoruz; ne yapıyoruz; nerde duruyoruz; kendimizden ne kadar hoşnutuz; hangi duyguların içindeyiz..

Oysa ki, gözümüzü kapatıp oturmak ne kadar da zor meşgul zihinlere sahip stres dolu hayatlar yaşayan bizler için..

zihnimizi arındırmadan gözümüzü kapattığımız an gördüğümüz tek şey kelimenin tek anlamıyla KABUS! Keşkeler, bitip tükenmeyen ve sonu gelmeyeceğini bildiğimiz tartışmalar, kızgınlıklar, pişmanlıklar, öfkeler ve affedemeyişimiz birer hortlak gibi bastırılmış oldukları mezarlarından çıkarak pis kokularıyla ve çirkinlikleriyle bizi zehirlemeye başlıyor. İşte bu yüzden zihni ve kalbi temizleyip açmadan ve bu arınmadan geçmeden meditasyon yapmak mümkün olmuyor. Oysaki kendi nefesiyle arınmış bir neden affetmiş bir kalp ve dinginleşmiş bir zihne sahip olan birisi oturup saatlerce gözleri kapalı zevk içinde meditasyon yapabilir hatta tam tersine insanın içinden gözünü açmak gelmiyor.  o nasıl bir kendiyle buluşma, nasıl bir mutluluk, bedensiz olmayı deneyimlediğimiz o anlarda gerçek anlamda ruhsal kimliğimizle bütünleşiyoruz ve o anlarda sakin, arınmış zihinlerimizde önceden sorulan tüm soruların yanıtları kendiliğinden geliyor.

Meditasyon yapmak için ise, yine öyle sanıldığı gibi uygulanması gerekli olan teknikler, ya da sadece bize ait ‘mantra’ denilen bir kelimeyi sürekli zihnimizden geçirerek yapılan bir teknik çalışma değil ve  meditasyon yaparken zihnimizi durdurma zorunluluğu yok! sadece gözümüzü kapatıp oturmamız yeterli . Başka hiçbir şey yapmamıza gerek yok!

Zihni durdurmak diye bir şey yok aslında! Zihin zaten hiç durmuyor, sürekli düşünce üretiyor; sürekli korku, endişe, kaygı üretiyor, sürekli geçmişte yaşanılanları sorguluyor; biz onu durduramayız; onu nefesimizle besleyip, temizleyebiliriz; oksijene doymuş bir zihinde geçmişle ilgili düşünceler, gelecekle ilgili kaygılar tutunamaz olur; zihin tamamı ile boşalır; ve boşluk olumlu, pozitif düşünce ve inançlarla doldurulur! Tıpkı ağır kokan karanlık bir odanın, camlarını açınca içeriye giren havanın her şeyi temizleyip atıvermesi gibi. .temiz havayla beraber odaya temizlik ve canlılık geri gelir; tıpkı nefesle biz tazelik ve canlılık geldiği gibi.. Bu temizlik zihinde sürekli olarak yapılabilir; her nefes seansı sırasında arınma devam eder. Sadelik sadece o işi düşünmenin dışında başka hiçbir şey yapmamak. İşte bunlardır zihni sakinleştiren, yoksa zihin durmadan gene düşünce reddetmeye devam edecektir. Tek farkla: artık karamsar düşüncelerin yerini hayaller alacaktır; arzular ve onları nasıl gerçekleştireceğini planlayan bir zihin gerçek bir hizmetkar gibi davranmaya başlayacaktır.

Zihnimizden saniyede yüzlerce düşünce geçmeye deva ederken hem de.. İşte bu noktada onların peşine takılıp, her zaman yaptığımız iç diyaloglarımıza geçmek yerine, sadece düşüncelerimizi uzaktan seyredip, onların geçip gitmelerine izin vermemiz gerekiyor. İlk seferlerde insan kendini her defasında yine düşüncelerine kaptırıp onların peşinden koşarken yakalıyor ama bir an geliyor; bir de bakmışsınız sadece oturup, akan düşünceleri, etraftaki sesleri, kendi soluğunuzu izliyorsunuz.. İşte bu noktaya gelince, öyle değişik bir duygu ve algı boyutunda oluyorsunuz ki;  insanın gözlerini açmak içinden gelmiyor.

En başta geçmişi, geleceği, hayallerinizi, taleplerinizi, sevinçlerinizi, üzüntülerinizi, gerginliklerinizi, sıkıntılarınızı, korkularınızı, kısacası zihninizdeki bütün düşünceleri fiziksel olan her şeyi ağrılarınızı, sızılarınızı,  hastalıklarınızı kısacası vücudunuzu ve dışarıda olan biten  her şeyi ve herkesi basitçe bir kenara bırakın.

Düşünceler, duygular, hisler, görüntüler, kokular, sesler, hissettiğiniz her neyse hepsini sadece izleyin, hiçbir şeye kapılmadan sadece gözleyin.. Tüm kontrolleri terk edin.
Bırakın.. Sadece bırakın, her şey özgürce  aksın, geçsin ve gitsin..

Bir şarkının sözleri gibi: ‘Ya içindesindir çemberin, yada dışında yer alacaksın!  Kendin içindeyken, kafan dışındaysa…’

Gözlerini her kapattığında daha da daha da içeri girersin ve dış dünyayı dışarıda bırakırsın; kendi çemberine yaptığın bir yolculuk da denebilir meditasyona..

Meditasyon kişiye her anın ne kadar önemli olduğunu, her şey akıp giderken kendi içimizdeki o sabit noktada kalıp; gündelik yaşamın debdebesine kapılmadan sakin, huzurlu ve kendinle barışık kalabilmeyi öğretiyor insana.. Zihinin kargaşası ve düşünce çöplüğünden uzaklaşıp; başak biruyanışa perde aralıyor. Sözsüz de anlaşmanın mümkün olduğunu, hatta en gerçek anlaşmanın bu olduğunu gösteriyor.. Çaba harcamanın gerekliliğinin öğretildiği, sürekli olarak vurgulandığı (hatta dayatıldığı demek daha doğru) bir sistemde yetişip; hayırlısını arzu etmenin, isteyip ‘bırakma’nın ne demek olduğunu bilmeden takıntılı ve doyumsuz hayatlar yaşayan bizler için bu anlatılamaz bir deneyim; açıklanamaz bir doyum!

Tüm insanlıkla ve hatta dünya üzerindeki bitki, hayvan yaşayan tüm canlılarla  aynı hücreleri paylaşıyoruz. Hücrelerimiz sürekli yenileniyoruz ve nefesimizle birlikte tüm Evren’le birlikte değişim ve dönüşüm içindeyiz.. Evren’le bir olduğunu ve aynı frekansta titreştiğini hissettiğin bu büyülü anda; gözlerini yanan mumun alevinden ayırıp, ayağa kalkarak kendi içinde yanan ışığa bakmak için gözlerini kapattığında ise, eğer izin veririsen, gerçek teslimiyeti deneyimlemeye başlıyorsun.. Karşı koymadan durduğunda sağdan soldan önden arkadan gelen enerjileri hissederek onlarla birlikte salınmaya başlıyorsun.. bazen sağa, bazen sola, kimi zaman da öne arkaya. Ama ayaklara sabir bir şekilde yere çakılı olunca, ne kadar salınırsan salın, asla düşmeyeceğini de biliyorsun. Ve güven içinde gerçek teslimiyeti, akışta olmayı deneyimliyorsun. Nasıl bir keyif her yanını sarıveriyor, nasıl bir bırakış ve yaşamdan alınan doyum hissi kaplıyor içini. Ve ne kadar kolaymış meğer akıvermek, bir yaprak gibi savruluvermek ya da nehirde giden bir kütük parçası gibi çabasızca salınmak akan suyla birlikte.. Bir olmak tüm Evren’le meğer ne kadar kolaymış! Ve ne kadar gereksiz yere yoruyoruz hem kendimizi hem etrafımızdakileri; bunu kavramak kolaylaşıyor akış olunca.. Onun kolaylığını,gerçekliğini, derinliğini ve bırakışın hazzını bir kez hissedince..

Saf ruh olduğumuzu anlayabileceğimiz; aydınlamayı yaşayabileceğimiz saf bilgiye ulaşabileceğimiz tek yer orası ve dışarıda olanlar bizi bunu yaşamaktan her zaman alıkoymaya devam ederken hayata dur deyip, kendimizle  iletişime geçmek, içimizdeki sevgi, huzur, güven, şefkat kaynaklarıyla buluşmak ve ihtiyacımız olan tüm kaynaklardan istediğimiz kadarını alarak daha güçlenmiş bir şekilde bu dünyaya geri gelmek mümkün.. meditasyonun bana her seferinde yaşattığı tek gerçek düşündüğümünde ötesinde bir güce sahip olduğumun farkına varmak oluyor! Bu öyle bir güç ki; sevgiden, şefkatten, anlayıştan, affedişten, bilgelikten ve yaratıcılıktan  besleniyor.. tüm parçalarımı bir araya getirip beni bütün ve tam hissettiriyor ve beni ışığıyla aydınlatıyor..

Meditasyon yapmadan yaşamak tıpkı susmak bilmeyen bir gevezeyle sürekli yaşaya yaşaya onun konuşmalarını kanıksamaya benziyor. Normalin bu olduğunu düşünmeye başlarız bir zaman sonra; halbuki bir kez sukuneti ve sadeliği tadınca zihnimiz saf, berrak ve bilinçli hale gelince artık onsuz olamayacağımızı biliriz. Çünkü aslında derinde hepimizi biliyoruz bize neyin iyi geldiğini, neyin doğru olduğunu ve neyin bize gerçek faydayı sağladığını..

Yapılan araştırmalara göre, düşündüğümüzün tam tersine, mutluluğun sadece %8’i  yaşanılan hayat koşullarına (iyi bir ev, iyi bir gelir vs..)  bağlıyken; gerçekten bizleri mutlu eden şeylerin başında başkalarını mutlu etmek geçiyor.. Bu oranın yüksekliği (%45) düşünüldüğünde; kolektif bilince ve birliğe ulaşmak çok da zor olmuyor.. DNA’larımızda ve her bir hücremizde atalarımızdan izler taşımaktayız; bizleri biz yapan çoğu faktör bugün bilim tarafından genlerle açıklanmakta.. Ne denli yüklü bir mirası paylaştığımız düşünüldüğünde, gerçek mutluluğun tüm bunları paylaşmaktan geçtiğini anlamak çok da zor olmuyor.

Her birimizin içinde güven, mutluluk, huzur ve cesaretten  bol miktarda var..

Tüm ihtiyacımız olan bu kaynaklarla nasıl temasa geçeceğimizi anlamak!  Bedenimizin zihin açık, gözler kapalı şekilde kendini dinlemeye ve yenilenmeye açtığı bu anları kısaca meditasyon diye adlandırıyoruz; ancak çoğumuzun düşündüğü gibi bunun için herhangi bir yere gitmeye, herhangi bir mantrayı zihnimizde söylemeye ya da birilerinin yönlendirme  yapmasına gerek yok..  Son derece basit şekillerde de yapılabilir. En kolayı gözlerimizi kapatıp, oturmak!! Hatta bazen bunlara bile gerek yok, yürürken ya da gözümüzü sabit bir noktaya dikerek etraftaki her türlü sese ve görüntüye aldırış etmeden de meditasyon yapılabilir..

Hoşunuza Gitti ise Paylaşır mısınız?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


error: Content is protected !!