Kendime Nasıl Aşık Oldum?

Kendime Nasıl Aşık Oldum?

Kendime Nasıl Aşık Oldum?

Ona ilk kez bir tatil için gittiğim Kapodokyada rastladım.  Tatilin adı duyar duyaz beni benden alıp, hayal dünyasına götürdü. Gizem dolu bir isim: Ezber Bozduran Tatili. Nedendir bilinmez,  gözüm kapalı tamam geliyorum dedim. Ne olacağını, nasıl bir şey olduğunu bilmiyordum. Tek bildiğim, ne olursa olsun, orada olmalıydım. Çantama kırık dökük hayallerimi, yamalı kalbimi ve yılların yorgunluğunu alıp yola çıktım. Belki de sırf meraktan bu yolculuğa çıkmaya karar verdim.

İçim bu tatilin bilinmezliğinin  ve gizeminin merakıyla pır pır ederken, heyecanla kalacağım otelin kapısının ziline bastım. Bu yolcululuğu ilk duyduğum andan itibaren içimi kaplayan bu heyecanı tekar dalga dalga  tüm bedenimde hissettim. Kalbimin gümbürtüsü kulaklarımı uğuldatıyordu. Bu kapının arkasında her ne olacaksa, hayatım bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı. Bunu biliyordum.

Kısa bir süreliğine de olsa, kaçıp kurtulduğum, geride bıraktığım hayatımı düşündüm.  Gözüme ne kadar da sıradan, ne kadar da yorucu ve bıkkınlık verici geldi. Düşüncelerimi tekrar şu ana getirip, burada bulunduğum her dakikayı keyifle ve doyumla mutlulukla yaşamayı hak ettiğime kendimi inandırmam fazla zamanımı almadı. Ne de olsa, şuradan bir kaç gün sonra , bıraktığım yerden eski ezberime geri dönecektim. Şimdi bunları düşünüp de canımı sıkmaya  gerek yoktu ki? Hem, kim bilir beni burada neler bekliyordu?

Adını koyamadığım, ne olduğunu bilemediğim ama bir şekilde emin olduğum tek şey, burada oluşumun bana hazırlanmış bir sürpriz olduğuydu. Sanki doğduğum günden beri bugünü beklemiştim bu anı. Bu karşılaşmayı.. Ve işte buradaydım. Gerçekten de neyle, kimle karşılacağımı ve ne yaşayacağımı bilmiyordum ama havadaki buram buram tüten aşkın kokusunu alabiliyordum.

Sonunda kapı açıldı. O, gülümseyerek bana kapıyı açtı. Beni içeri aldı. Hoşgeldin dedi. “Ben de seni bekliyordum.” Gözleri öyle tanıdık, öyle bildik bakıyordu ki, sanki ruhumun en derinlerini okuyabiliyordu. Halbuki yeni tanışmıştık.  Uzattığı elini sıktım. Ellerimiz ilk kez birbiriyle buluştu. Onun da en az benim kadar heyecanlı olduğunu o an fark ettim. Sanki havada  elle tutulur, gözle görülür bir şeyler uçuştu, İçimdeki ses bu O dedi. Beklediğin, hayal ettiğin, aradığın her kimse ve her neyse işte bu O! Ellerimiz, gözlerimiz, yüreğimiz konuşuyordu sessizce,  tüm bakan gözlerden, işiten kulaklardan  uzak.

Odanı göstereyim diyerek uzanıp, çantamı elimden aldığında, ellerimiz bir kez daha birbiriyle buluştu.

Utandığımı belli etmemek için, başım önde onu takip ettim. Merdiveleri hızla tırmanarak, kalacağım odanın kapısını açtı. Bir an odanın adına takıldı gözlerim: “Aşk”.

Gözlerim boş boş bir süre bu yazıya takılı odanın kapısında öylece durdum.  Bu kelimeyi daha önce duymuştum ama tam olarak anlamını bilmiyordum. Bu yüzden anlamını sordum. Ne demişler: Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. Belki de artık öğrenmek istiyordum? Anlamak, bilmek istiyordum? Merakla gelecek cevabı beklerken, bu cevabın benim için ne kadar önemli olduğunu fark ettim. Belki de beklediğim sürpriz, kalbimin heyecanı her şey bununla ilgiliydi? Daha da heyecanlandım. Sessizce dudaklarından dökülecek kelimeleri bekledim. Bana anlatmasını, öğretmesini… Bekleyişim aramızdaki sessiz duvara çarptı, kaydı, düştü ve paramparça oldu. Gözlerimiz tekrar buluştu. Bu kez onlardan kaçamadım. Bir  insan nasıl hem bu kadar üzgün, hem de bu kadar mutlu bakar? Nasıl olur da, gözleri hem konuşup, hem susar? Bilemedim..

Sonsuzluk gibi gelen bir zaman  geçti. O gözlerde tüm kırgınlıklarımı, üzüntülerimi, kahkahalarımı, sevdiklerimi, nefret ettiklerimi hepsini, herşeyi, herkesi, bir arada gördüm. Ağlıyordu, tıpkı benim gibi. Hasretle elimi ona  uzattım. O da aynı anda bana doğru uzandı ve bana sarılırken, bekle dedi. Acele etme.. Zamanımız var. Sana bunu göstereceğim. Affedemediklerini affetmeni sağlayacağım, yaşadığın herşeyin, seni sen yaptığını sandığın tüm değerlerinin gözlerinin önünde teker teker sallandığını, kurduğun kale duvarının nasıl yıkılıp  ve toz bulutu içinde yok olduğunu kendin göreceksin. Ve affedeceksin. Önce sana bunları yaptığını sandığın kişileri, sonra da bunu sana gerçekten yapanı: kendini… O zaman bu kelimenin anlamını kavrayacaksın. Beklentisizce, sadece varlığı için ve onun gelişmesini, büyümesini desteklemekten mutluluk duyduğun için minnet ve şükranını ifade ederken kullanacaksın bu kelimeyi. Koşul koymadan sevmeyi öğreneceksin. Sadece bekle ve gör. 

Ve geri kalan günler boyunca bana verdiği bu sözü tuttu. Bana beni gösterdi. Hem de ne dev aynası, ne mikroskop; gerçek bir  boy aynasında !

Nefes al, dedi, önce kendin sonra başkaları dedi, sende olmayanı, almadığını veremezsin dedi. Ailemden, toplumdan, çağlar boyu  kuşaktan kuşağa aldığım, üzerime geçirip kendim sandığım elbisemi çıkarttı. Beni izleyen tüm o gözlerin önünde çırılçıplak soydu.  Tek başıma bu halimle ayakta nasıl durabildiğime kendim de şaşırdım. Kah ağladım, kah güldüm, bazen gözyaşlarım kahkahalarıma karıştı: ağlarken güldüm, gülerken ağladım. Yeri geldiğinde tıpkı bir anne gibi şefkatli, kim zaman da vicdansızlık derecesinde katı ve acımasız oldu bana gerçek beni anlatırken. Ama O’na hiç kızmadım. Tüm bunların benim için engüzeli, en iyiyi istediği için olduğunu biliyordum. O’na izin verdim. Beni bana ait olmayan şeylerden, düşüncelerden, kalıplardan, yargılardan arındırmasına; hiç bilmediğim içimdeki gölgemi bulup çıkartmasına, duvarlarlarımı bariyerlerimi yok etmesine ve bembeyaz bir sayfayla beni kaplamasına. Son gece kağıdın üzerinde yazan yazıyı okudum:  “Aşk” yazıyordu.

Ayrılırken, artık yükseklerden uçabileceğimi, hatta yükseklerin çok daha güvenli olduğunu kulağıma fısıldadı. Korkmamam gerektiğini, ben böyle yükseklerden uçtukça, başkalarına da feyz olacağımı söyledi. Tekrar gözlerine baktım ve O’na bunca yıl kavuşmayı beklediğim şey sendin, seni daha yeni buldum, şimdi ayrılamam dedim gözlerimden yaşlar akarken. Ayrılmak zorunda değiliz ki dedi, hatta hiç ayrılamamıştık, sen sadece beni unutmuştun, şimdi hatırladın… Benimle gelir misin dedim? İçim titreyerek, hayır demesinden korkarak. Evet dedi. Tabii ki, ben de bunu sormayacağından korkuyordum. Gelirim. Seninle her yere gelirim. Dünyanın öbür ucuna bile… Gözlerinde kendimi gördüm. Galiba ben aşık oldum? Koşulsuzca, özgürce, delice, çılgınca…

İşte ben böyle kendime aşık oldum.

Hoşunuza Gitti ise Paylaşır mısınız?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


error: Content is protected !!