İŞ DÜNYASI/SÖYLEŞİ

Organizasyon Dizimi

İŞ DÜNYASI/SÖYLEŞİ

MUTLU BİR ÇALIŞMA HAYATININ YOLU DOĞRU NEFES ALMAKTAN GEÇİYOR

Büyük ölçekli şirketlere Dönüşümsel Nefes ve Organizasyon Dizimi konularında seminerler, eğitimler veren ve danışmanlık yapan Nefes Terapisti Ülker Uzun Polat, doğru nefes almanın iş yaşamı üzerindeki etkisine değinerek “İş dünyasının kendisi stres faktörü; zamanla yarışmak, rakiplerin önne geçmek, bir yerlere iş yetiştirmek, teklif vermek vs. tüm bunların hep oldukça stresli süreçler… Bu yetmezmiş gibi, iş ortamında kendini net ve anlaşışılır biçimde, doğru şekilde ifade edebilmek, kendi yeteneklerini kullanabilmek, kendini ve saygınlığını kabul ettiriyor olmak insanlarda ayrı bir stres yaratıyor.

Tüm bunların üstesinden gelebilmek için, nerdeyse büyük kurumlar çalışanlarına nefes çalışmaları yaptırıyor. Yani artık, sadece bireylerin kişisel gelişimlerine katkı sağladığı sanılan nefes terapisi ve benzeri çalışmaları kurumlara uygulamak da mümkün oldu. Şirketler de çalışanlarının kendini iyi hissetmesinin, iş veriminin, performansının ve iş hayatında kolaylığın artması demek olduğunu anladılar. İnsana ve onun en belirgin özelliği olan yaratıcılığınaa verilen değerin artması ile birlikte mutlu çalışanlara sahip olmak işverenler için en önemli şeylerden birisi haline geldi” diyor.

İLAYDA ÖZBAY

ilayda.ozbay@hotmail.com

KAYGI VE ENDİŞE ÇALIŞAN POTANSİYELİNİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL

Doğru nefes almanın iş hayatına baktığımızda çalışan verimliliği açısından önemi nedir?

Normal hayatta olduğu kadar iş dünyasında da en önemli olan şey, anda kalabilmek çünkü yaşanılan anın içinde birtakım acil durumlara müdahale yapmak, değişen koşullara uyum sağlamak ya da beklenmedik gelişen bazı talepleri karşılamak için bir şeyleri acilen yetiştirmek gerekli olabilir. Böylesi durumlarda, kolaylıkla bazı olumsuz düşünceler veya endişelerle andan kopup gitmek iş kayıplarına ve operformans düşüklüklerine sebep olabiliyor. Örneğin; sunum yaparken “Şimdi beni beğenecekler mi, acaba doğru anlaşılıyor muyum?” gibi zihninizdeki bazı senaryolara kapılıp giderseniz, o anda yaşanıyor olan gerçeği ve o anda gerçekten o sunumu muhteşem bir şekilde yapma fırsatını da kaçırmış olursunuz.

Böylesi durumlarda yapılacak en kolay ve en hızlı şey hemen nefeslerinize odaklanmaktır. Çünkü nefes sizi zihninizin labirentlerinden çıkartarak, yaşadığınız ana getirecek olan en hızlı araçtır.

Bir kere doğal olarak nefes aldığınızda; hiçbir stres yaşamazsınız ve o an içinde yapabileceğiniz maksimum şeyi yapmayı hedeflersiniz. Böyle olduğunda da, işte size verimlilik, işte size potansiyel, işte size yaratıcılık, işte size güven! Çünkü Potansiyel denilen şey anda gerçekleşir!

Ben zihnimde yarattığım birtakım endişelerle; karşımdaki insan beni yanlış anlayacak ya da belki de anlattıklarımı olumlamayacak, beğenmeyecek, ona ters gelecek gibi düşüncelerle potansiyelimi düşüreceğime o anda bütün verimliliğimle ona durumu ya da elimdeki çözümü açıklıyorum ve kararı karşımdakine bırakıyorum. Sonra düşünüp “keşke böyle deseydim, neden bunu demedim” diyecek bir durumum yok çünkü zaten o an ne diyeceksem dedim ve ne yapabileceksem yaptım. Artık geriye dönüp de söyleyecek bir şeyiniz kalmıyor. Geleceğe yönelik de bir endişeniz yok. Dolayısıyla da andasınız. Bizler çoğu zaman bu kaygı ve endişe kısmında takılıp kaldığımız için potansiyelimizi açığa çıkaramıyoruz. Düşünün: kendimize olan güvenimizi kazandığımız andan itibaren zaten verimlilik de bunun sonucunda doğal olarak gelir.

Ayrıca, nefes gerçekten de yaratıcılığı açığa çıkarıyor. Yaratıcılık hepimizin içinde olan bir potansiyel ama bunun ortaya çıkabilmesi için en başta o güven ortamının ve esnekliğin sağlanması gerekiyor. Bunlar da açık bir zihinle ve doğal bir nefesle olabilecek şeyler.

Bunun dışında diğer bir önemli konu da iş stresi. Bir kere doğal nefes alıyorsanız, doğru bir şekilde nefes alıyorsanız, diyaframınızı kullanıyorsanız kesinlikle stres yaşamazsınız. Nefesinizi tuttuğunuz için stres altındasınız aslında. Yani zihniniz ve içgüdüleriniz size ‘ya savaş ya da kaç’ emri veriyor. Ama siz orada oturmaya devam ediyorsunuz, size söylenenleri dinliyorsunuz, sakinmişsiniz gibi görünmeye çalışıyorsunuz. Halbuki o anda içinizde fırtınalar kopuyor. Çünkü nefesinizi tutmuşsunuz ve olayların akışında değilsiniz. Bir yerlere takılıp kalmış durumdasınız. Akışa geçtiğiniz zaman zaten stres de otomatikman yok oluyor.

İŞ VE ÖZEL HAYAT DENGESİZLİĞİ ÇALIŞANI YORUYOR

Dönüşümsel nefes terapisi hem sağlığımızı hem yaşamımızı nasıl etkiliyor? Bunu iş hayatına uyarlarsak nasıl bir etkisi oluyor?

Ben bütün kurumsal hayatım boyunca şuna inandım: ben bir bütünüm, yani benim iş hayatım ayrı, özel hayatım ayrı değil! Şimdi insanların birçoğu bu ayrıma gidiyor. Diyorlar ki iş hayatında maske takmalıyım, işte farklı görünmeliyim, doğal olmamalıyım, doğal olduğum zaman yara alabilirim, kendimi korumam gerekiyor, dışarıda düşmanlar var gibi.

Bir kere şunu unutmamalıyız: konu iş hayatı da olsa özel hayatımız da olsa her zaman insan ilişkileri içerisindeyiz. Dolayısıyla böyle kesin çizgilerimiz olmamamalı. Örneğin gece yatarken işle ilgili bir şey düşünebilirsiniz ve iş saatleri içinde de bir arkadaşınızla özel bir sohbet için zaman ayırabilirsiniz. Bu aslında kişiyi çok mutlu eder çünkü o zaman kendisini tam ve bir bütün olarak hisseder. Parçalanmış hissetmez. Kendimizi böyle böldüğümüz zaman asıl mutsuzluğu kendi kendimize biz yapıyoruz. Sanıyoruz ki bizden beklenilen şey bu, işte öyle bir yanılgı içindeyiz. Halbuki değil, bizden beklenilen şey işimizi yapmamız. İşimizi mükemmel şekilde yapmak için kendimizi başka formatların içine sokmamıza gerek yok, biz neysek oyuz ve ancak o şekilde kalırsak mutluyuz. Mutlu olduğumuzda da işimizi daha kolaylıkla ve çok daha rahat bir şekilde yaparız. Sonuçları da mükemmel olur. Bunlar tabii işin felsefe kısmında kaldığı durumlar da olmuyor değil. Belki her iş kolu koşulları gereği bu kadar rahatlığı gerektirmiyor. Ancak şunu iyice anlamamız gerekiyro ki; iş hayatındaki ve özel hayattaki bu dengesizlik bizi çok yoruyor. Nefes çalışmaları, bize bu tamlığı ve bütünlüğü sağlamakta gene en etkili araçlardan biri oluyor.

ORGANİZASYON DİZİMİ ŞİRKETLERİN KEMİKLEŞMİŞ SORUNLARINI ÇÖZÜYOR

Organizasyon Dizimi tam olarak nedir? Bu kapsamda şirketlerle nasıl çalışmalar yürütüyorsunuz?

Organizasyon Dizimi aslında Aile Dizimi kökenli bir çalışmadır. Kişisel gelişim alanında bireylere yapılan bu çalışma artık organizasyonların bizzat kendisine de yapılmaya başlandı. Tıpkı kişinin ailesinden getirdiği rahatsızlıkları olabildiği gibi, şirketlerin de artık kökleşmiş, kanıksanmış hastalıkları olabiliyor. Nesilden nesile aktarılan bazı sorunlar vardır ama o öyle kabul edilmiştir. Ama o artık ne zamana uyuyordur ne de koşullara uyuyordur. Nuh nebiden kalma sistemler bir şeylerin içine entegre edilir, düzen devam ettirilmeye çalışılır. Aynı bizim genlerimiz gibi düşünün yani genlerde birtakım sorunlar çıkma olasılığı var ama her kişide çıkmıyor. Nasıl ki kişinin bu potansiyel olası sorunlarını bazen çıktığı ya da çıkma olasılığı olduğu durumlarda aile dizimleriyle bu sorunları yüzeye çıkarıyoruz ve bunların olası sonuçlarını düzenlemeye çalışıyoruz; aynısını şirketlere ve yapılarına da uyguluyoruz. . Bunların yarattığı olumsuz sonuçları daha kabul edilebilir, rahatsız etmeyecek ve görünür hale getirmeye çalışıyoruz. Ne de olsa bir sorunun kaynağı bulunup, adı konup, görünür hale geldiği zaman o sorunun yüzde 70’i bitmiş demektir. En azından ne olduğunu bilirsiniz, ondan sonra ne yapacağınızı bilirsiniz.

Organizasyonlarda da aynen böyle oluyor. Sorun var ancak o kadar derinlerde, o kadar görünmez bir halde ki neyin neden olduğu anlaşılamıyor. Ast-üst ilişkilerinde mi?Hedeflerde mi? Yoksa müşteri ilişkilerinde mi? Bu çizgilerin arasında bir yerlerde bir şeyler kayıp ama kim, neden, nasıl kısımları açıklanamıyor. Bunların görünür hale gelmesi yani üst yönetim tarafından bunların açık ve anlaşılır hale getiriliyor olması zaten sorunun en büyük kısmını çözmüş oluyor. Yeter ki sorunun tam olarak ne olduğunu anlayalım.

Bunun ardından, yapılaması gereken başka bir şey daha var. Nasıl ki röntgeni çekmek kişiyi iyileştirmez, bir tedaviye başlamak gerekir burada da aynı durum söz konusu. Tıpkı kişilerin aile dizimi aldıktan sonra desteklemesi gereken birtakım terapiler almaları gibi, kurumlar da eğitimler alıyor. Örneğin sorun anlaşıldığı zaman burada bir iletişim eksikliği, müşteri ilişkilerinde sorun ya da motivasyon sorunu varsa bu kişilerin ve bölümlerin desteklenmesi adına gerekli olan eğitim programı çıkartılıyor. Buradaki ihtiyaçlar belirlemede, dizimi ya da bu terapileri yapan kişinin sezgilerinin ve tecrübelesinin birleşmesi söz konusu. Bazen bir bakış, bir söz ya da duruşun bile anlattığı çok şey var. Son durum rapor olarak üst yönetime sunuluyor. Zaten çalışmanın görüntü kayıtları da alınmış oluyor. Gerekli açıklamalar bu görüntüler eşliğinde yapılıyor. Zaten genelde kendileri de çalışmanın içinde oluyorlar. Yönetime sunulurken bununla ilgili ne yapılması gerektiği ile ilgili de bir rapor veriliyor. Organizasyon Dizimi işte böyle bir çalışma.

Spot: Çalışanlar kendilerine; herhangi bir makine, bir robot ya da sonuç üreten bir varlık gibi davranılmasını değil; insan gibi davranılmasını istiyorlar. Özellikle yeni gelen nesile baktığımızda bunu çok rahat görüyorum. İnsani değerlere sahip şirketlerde olmak istiyorlar. En başta, kendilerini insan olarak hissedecekleri işlerde çalışmak gibi bir talepleri var.

Spot: ‘Kişilere motivasyonunuz nedir?’ diye bakıldığında maaş, terfi, araba vb. gibi kişiye sunulan maddi olanakların arttırılmasını isteyeceğini düşünürüz. Oysa ki, sanılanın aksine çoğu insanın ortak motivasyonu, takdir edilmek, onaylanmak, beğenilmek, eğitimlerine ve gelişimine yatırım yapılması… Kısacası, insani değerlerle insani bir şekilde karşılanıyor olmak ve insani bir ortamda çalışıyor olmak. Gerçekten bekledikleri motivasyonunun bu olduğunu üst yönetime anlattığımızda onların da çalışanlarına olan bakış açıları değişiyor ve kendilerini bu duruma adapte etme süreçleri başlamış oluyor.

Spot: Türk Telekom’un İstanbul içindeki bütün şubelerinde, çalışanlarına yönelik nefes çalışmaları gerçekleştirdik. Şirketler; ‘Müşteri odaklı mı? yoksa ürün odaklı mı? olduklarını, satışlarını nasıl geliştirebilecekleri gibi konuları bu çalışmalar sayesinde ortaya çıkarabiliyor. Türkiye açısından bakıldığında Avrupa ve Amerika’ya kıyasla bir hayli gerideyiz. Hem Avrupa’da hem de Amerika’da bazı büyük firmalar bahsettiğimiz bu çalışmaları çok uzun zamandır yaptırıyorlar. Hatta kişisel gelişim eğitimleri için çalışanlarına bütçe ayıran ya da terapi masraflarını anlaşmalı sağlık sigortaları aracılığıyla karşılayan şirketler var.

Hoşunuza Gitti ise Paylaşır mısınız?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


error: Content is protected !!