HAYATLA PAZARLIK EDEMEZSİN!

HAYATLA PAZARLIK EDEMEZSİN!

Onunla ilk olarak kısa bir niyet çalışması yapıyoruz.

Şu an hayatında ne oluyor? Yolunda gitmeyen ne var?

İlişkim diyor kısaca. Çok uzun zamandır çözemediğim bir şey var ne olduğunu anlayamıyorum.

Ne olduğunu merak etmiyorum çünkü önemi yok, onun yerine sadece ilişkinin nasıl olmasını isterdin? dediğimde, durum anlaşılıyor:

Karar vermek isterdim diyor.

Neye?

Tamam mı devam mı, buna..

Peki engel olan ne? Karar vermene yani..

Olayın rengi birden değişiyor; şimdi ilişki sorunundan, karar verememe soruna geldik.

Aynı şeyleri bir daha yaşar mıyım bundan emin olamıyorum.

Peki sende ne olsa, emin olacaksın?

Biraz düşünür gibi yapıp hemen cevabı patlatıyor:

Cesaret!

Aha, niyeti apaçık belli oldu… Onunkisi içten değil, düpedüz dıştan pazarlık.

Aldatılmış bir eş olarak iş kocayı affedip affetmeme kararına gelmiş dayanmış ama konu bu da değil… Ne kalıp da affedecek güveni, ne de gidecek cesareti var… Aslında kesin güvence peşinde demek daha doğru. Bilse ki bu olay bir daha hiç ama hiç tekrarlanmayacak; kocayı hemen affedecek aslında. Ama ne kalmak için kocaya güvenebiliyor, ne gitmek için kendine, ne de bu olayı ona getiren gözüne sokan hayata. Özellikle de hayata…

En çok sorduğu soru ‘neden?’

Maalesef sorular arasında kendine en uygunsuz, en yanıtı olmayan soruyu seçmiş durumda ve inatla soruyor…

Neden karar veremiyorum?

Neden bu oldu?

Neden bunu yaşıyorum?

Neden ?

Neden?

Neden?…

Bir kere diyorum şu ‘neden?’ sorusunu hayatımızdan çıkartıyoruz.

Bana neden? diyen gözlerle bakıyor.

Oyuncağını ona geri vermeye hiç niyeti yok!

Hadi sor diyorum gülümseyerek.

Neden? diyor hemen.

Çünkü, tek bir neden olamaz. Bir de önemi yok. Zihnini illa ki bir şeylerle meşgul etmek istiyorsan, git bir gazete al ekindeki bulmacaları çöz daha iyi…

Bana nasıl baktığını görmemezlikten gelmeyi tercih ediyorum.

Bazen de böyle kötü polisi oynamak gerekiyor ama. Sonuçlarına sessizce katlanıyorum. Dışarıya çıkıp, tek başına bahçede oturuyor. Sabırla içeriye girmesini bekliyorum.

Geldiğinde, bakışlarında korkuyu görüyorum.

İstemiyorsan seans yapmayalım? diyorum onu da kabul etmiyor…

Çaresizce, dönüşemedim; bunu bile beceremedim… diyor.

Kabul etmek de şifadır diyorum. Üstelik sadece istemedin ve seçmedin; hepsi bu… İstediğin ve bunu seçtiğin zaman zaten dönüşeceksin…

Tam da o günün akşamına başka bir seansta gene aynı konu gündeme geliyor..

Hayat tamamlamayı sever, biriyle tamamlayamadığını başkasıyla tamamlar…

Ben diyor bolluk ve bereket istiyorum!

Hayatında nefes almamış ve ilk kez nefes seansına girecek birisi için gerçekleşmesi çok zor bir niyet. Nedendir diye soracak olursanız, sebebi çok basit:

Bolluk var ve alamayan biziz. Buradan yola çıkınca da ilk önce daha temel elle tutulur bazı şeylere bakmak daha doğru gelir bana hep. Örneğin güven, örneğin sevgi… Bunlarla biraz oyalanmak ve sonra böylesi bir niyete geçmek daha mantıklı gelir. Gerisi kendiliğinden gelir nasılsa…

Ona bunu anlattığımda aklına yatmıyor. Varsa neden alamadığımızı anlamadım şimdi ben diyor.

Var olduğuna inanmadığın bir şeyi nasıl alabilirsin ki? diyorum. Önce varlığına inanman ve güvenmen gerek bunun olduğuna.. Öyle değil mi?

Mesela diyorum. Senin bolluk istemekteki ana motivasyonun ne tam olarak?

Kıtlıkta kalmamak..

Hah işte diyorum, çıkış noktamız aynı ama bakış açımız farklı. Yani bolluk istenebilir ama daha çok olsun diye, yani bolluk bilincinden; sense olaya kıtlık bilincinden bakıyorsun.

Onun yerine teslimiyet ya da güven istesen? Bunlar daha temel daha köklü bir yerden geliyor çünkü. Bolluk ve bereket ise, zaten var, gani gani yağıyor her an üzerimize. Bunu anladığında çoğalarak yağacak zaten..

Yani eğer güvene niyet edersek bolluğun önündeki engelleri de kaldırmış oluruz bu da zaten kendiliğinden istediğin sonucu yaratır. Öyle mi? diye soruyor hemen.

Al sana bir pazarlıkçı daha..

Uzatmamak için evet diyorum.

Pek ikna olmasa da tamam diyor çaresiz.

Ne kadar doğru bir tespitte bulunduğum, nefeste hemen ortaya çıkıyor. Alma sorunu yok aslında, nefesinde daha çok daha çok verme ve bırakma sorunu olduğunu görüyoruz. Bu da neden? Güvenmediğinden…

Ya yenisi gelmezse? Kim garanti ediyor bıraktığında daha iyisinin geleceğini?

Biz bunları tartışa duralım, seansta bambaşka bir şey oluyor. Aslında biz onun bu pazarlık yapma durumuna niyet etmişiz haberimiz olmadan..

Çünkü aynı şeyi sevgiyi alıp vermede de yaşadığını görüyorum. Çok seversem incinirim, kalbim kırılır… Bununla ilgili ne varsa yıkıp yaratımını iptal edelim mi diyorum?

Kafasını sallıyor heyecanla. Kocaman bir ‘Evet’ anlamına. Böylece devam eden dakikalarda kalp bölgesinde büyük bir açılım yaşıyor.

Seanstan sonraki meditasyon bölümünde ağlamaya başlıyor.

Neyi fark ettim biliyor musunuz? diyor bir yandan da.

Peçeteyi uzatırken, merakla söylemesini bekliyorum.

Anneme neden bu kadar kötü davrandığımı..

Aslında çok seviyorum ama çok yaşlı ve her an onu kaybedebilirim. Bu yüzden ona daha da çok bağlanmamak için ona kötü davranıyorum…

Seans sırasında annesinin onu aramış olduğunu görünce, mutlulukla gülümsüyor.

Annem aramış…

Şimdi diyorum, o gidince yaşayacağın yalnızlık için üzülmek yerine; o hala hayattayken onunla geçireceğin güzel ve sevgi dolu günlerin planını yapma zamanı… O an geldiğinde, geride bir tek bu zamanların kalacak sana avuntu için. Eğer bu fırsatı şimdi kullanmazsan; işte o zaman acını teselli edecek hiç bir şeyin olmayacak!

Evet anlamında başını sallıyor sadece; çünkü bu arada aradığı annesi telefonunu açtı bile:)

Hoşunuza Gitti ise Paylaşır mısınız?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


error: Content is protected !!