Doğru Nefes Almanın Fiziksel Zihinsel Duygusal ve Ruhsal Sağlımız Üzerindeki Olumlu Etkileri Nelerdir?

doğru nefes alma

Doğru Nefes Almanın Fiziksel Zihinsel Duygusal ve Ruhsal Sağlımız Üzerindeki Olumlu Etkileri Nelerdir?

Vücudumuzda biriken toksinlerin %70 inin, aldığımız nefesin karbondioksite dönüşmesi yoluyla atıldığını biliyor muydunuz? Geri kalan %30’u terleme ve idrar yoluyla atılmaktadır.

Evet %70 çok önemli bir oran!

Peki ömrümüzün ve yaşam kalitemizin ciğer ve nefes alma kapasitenizle doğrudan orantılı olduğunu biliyor muydunuz? Tıpkı kemiklere bakarak ‘kemik yaşı’ ölçülebildiği gibi, akciğer kapasitesine bakarak da ‘nefes yaşı’ tahmin edilebilmekte.

Akciğer kapasitemizin en verimli olduğu çağlar 20’li yaşlarımızdaki gençlikten 30’lu yaşların sonuna kadar olan dönemdir diyebiliriz. Eğer bu konuda belli bir çalışma yapmazsak, bu kapasite yıllarla orantılı olarak düşmekte ve hücreler oksijenle beslenemediği için yaşlanma gerçekleşmektedir.

Eğer nefes kapasitemizi bu yaşlardaki halde tutabilirsek, yaşam kalitemiz kadar sağlımız da undan doğrudan etkilenecektir.

Nefes çalışmalarıyla nefes alma şeklimizi ve kapasitemizi geliştirerek, bizler yaş olarak 40’lı 50’li 60’lı yaşlara gelsek de, nefes yaşımızı 20’li 30’lu yaşlardaki seviyede tutabiliriz. Bu durumda, yıllar geçse de, ‘yaşlan’mayıp, sadece ‘yaş almış’ oluruz. J

Yapılan bilimsel araştırmalar da nefesin  insan sağlığı üzerinde, özellikle de kanser hücrelerinin gelişiminin engellenmesi konusunda ne kadar etkili olduğu yönünde konuya ışık tutmakta.

Her türden hastalıkların ve güçten düşüren fiziksel durumların nefes aracılığıyla ile gözle görülür şekilde ortadan kalktığı gerçeği, doktorlar ve bilim adamları tarafından kanıtlanmış bir gerçektir. Nefesi açan ve derin nefes alımını sağlayan her türden nefes tekniğinin sistemimize bol miktarda oksijen girişini sağlayan bir iyileşme sürecini başlattığı artık bilindiği için uzun bir süredir tıp doktorları birçok hastalığın hafiflemesi ya da iyileşmesi sürecinde hastalarına oksijen tanklarını önerir hale gelmiştir.

Ancak, gerçekte olmanız gereken fiziksel, zihinsel duygusal dengeye ve sağlığa sahip olmak için hastalanıp, oksijen tanklarına girerek iyileşmek yerine; kendi kendinizi sürekli sağlıklı tutacak şekilde doğal diyafram nefesi alıyor olmak daha pratik, uygun ve mantıklı değil mi?

Kanımızdaki oksijen miktarı sağlığımızla direk bağlantılıdır. Sürekli olarak yüzeysel ve yanlış nefes almak sağlığımıza ciddi olumsuz etkileri olan bir durumdur.

Kandaki protein ve su, dolaşım sistemimiz içine karışıp hücrelerimizin içine yayıldığında hücreler için oksijen alabilmek imkânsız hale gelir. Bu ölümcül bir etki yaratır çünkü bu maddeler kılcal damarları genişletirler. Kılcal damarlar genişlediğinde ise protein ve toksinler kan dolaşım sistemimizin içine karışmaya ve hücrelerin içine akmaya başlarr. Böylelikle hücrenin kuru durumu tahrip edilmiş olur.

Buna karşılık, derin nefes almak lenfatik kanalları ve bağışıklık sistemini harekete geçirip, hücrelerin içindeki zehirli fiziksel ve bedeni stresli ve asitli bir ortama sokan (öfke, katılık, üzüntü, keder gibi) duygusal toksinlerin nefes yoluyla dışarıya atılmasını hızlandırır. Lenfatik kanallar her türlü enerjiye duyarlıdırlar. Nefes almak kadar, ışın terapileri almak, şifalı bitkilerden faydalanmak, çiğ beslenme kürleri uygulamak, masaj makinaları da bu kanalları hareket geçirir.

Kandaki oksijen artışıyla paralel olarak, hücrelerin çevresindeki alanda yer alan protein ve su lenfatik kanallar ile temizlenir. Derin nefesler almanın lenfatik kanalları harekete geçirdiğini, bunların da ölü hücreleri ve suyu hücrelerden temizleyerek onları oksijeni içlerine alabilecek kuru hale getirdiğini kanıtlamıştır. Bu şekilde hücre içindeki aşırı su çekilerek hücrelerin kuru kalması ve yeterli oksijeni alması sağlanmış olur. Çünkü kuru ortam hücrelerin kandan oksijeni alabilmeleri için en temel unsurdur. Bu sistem bir kez harekete geçince fazla suyu çekerek hücrelerin elektrik pompalarını harekete geçirecek oksijeni içlerine alabilmelerini sağlandığında, vücudumuz gerektiği gibi çalışıp işini görmeye başlar böylelikle iyileşme gerçekleşmeye başlar. Bu ancak kanda yeterli oksijen varsa mümkündür. Bu enerji gözlerimize görme gücünü, beynimize bir bilgisayardan daha hızlı çalışabilme kapasitesini, kalbimize çarpabilme yeteneğini, kaslarımıza yürüme ve koşma yeteneğini, pankreasımıza insülin üretme kapasitesini, akyuvarlara ise kanser ve virüsleri yok etme gücünü verir.

Bu bilgi lenfolojist Dr. Arthur C. Guyton’un 1961 yılında yazdığı The Textbook of Medical Physiology adlı kitabında ve Merkezi Orem; Utah’ta olan Dünya Çapında Kan Protein Araştırma Derneği’nin kurucusu Dr. West’in kitabı “Altından Yedi Artı Bir” (The Golden Seven Plus One, Samuel Publishing) birçok önemli fiziksel hastalığın vücudun oksijenlendirilmesiyle tamamıyla tedavi edilişini belgelenmiş ve Dr. Guton’un araştırmalarında da teyit edilmiştir.

Oksijen vücuda sadece fiziksel değil, zihinsel-duygusal her anlamda düzgün çalışabilme gücünü verir. Oksijen yokluğu ise bu sistemin işleyen fonsiyonlarının kapatılmasına neden olur. Bu durumda gözler körleşmeye, kulaklar sağırlaşmaya, beyin unutkanlaşmaya, kalp katılaşmaya, kişi gerek zihinsel gerekse fiziksel anlamda yaşam esnekniliğini yitirmeye başlar.

Özetle, oksijenin yokluğu hastalıklara ve en sonunda da ölüme neden olabilirken, oksijen bolluğu ise TÜM hastalıklara çare olabilmekte…

Zaten, bırakın hastalıklardan iyileşmeyi, sağlıklı kalabilmek adına bile doğru nefes almanın önemini kavramak kişinin hayat kalitesini arttırmaya yeter.

En basitinden, herkesin vücudunda kanser hücreleri vardır. Bir kişinin hayatı boyunca 6 ile 10 kez kanser hücreleri oluşabilir. Ancak, bu kanser hücreleri birkaç milyara kadar çoğalmadıkça standart testlerde görülmezler. Halbuki, vücuttaki oksijen miktarının artması kanser hücrelerini yok etmek için en önemli yöntemdir. Çünkü, kanser hücreleri oksijenli ortamda gelişemezler. Aslında Kişinin bağışıklık sistemi güçlü olduğunda, derin ve doğal nefes alarak bedenine bol miktarda oksijen çektiğinde, bu durum kanser hücrelerinin çoğalarak tümör oluşturmalarına engel olur. Çünkü, derin nefes alma hücre düzeyine kadar daha fazla oksijen alınmasına yardımcı olur.

Bu işin fiziksel boyutuydu. Bir de işin zihinsel,  duygusal ve ruhsal boyutları var.

Diyafram nefesi kullanımı uzun vadede sağlıklı bir yaşamın gerekleri olan, kalp sağlığı, bağışıklık sistemi ve metabolizmamızı güçlendirmek vb. Amaçlara hizmet ederken; günlük hayatta da odaklanma, dikkat, motivasyon, irade, duygu-ego kontrolü gibi konuların yanı sıra gevşeme, bırakma, izin verme, topraklanma gibi denge ve rahatlama konularında da son derece etkili sonuçlar vermektedir.

Başarının altın anahtarı sayılan odaklanma, dikkat, motivasyon, güçlü irade, özgüven gibi kavramların nasıl nefes aldığımızla doğrudan ilgisi vardır. Bunun yanı sıra, ne olursa olsun duygusal iniş çıkışlarımızı dengelenebiliyor olmak, stres anlarında kendimizi rahatlatabiliyor olmak, hem başarılı olabilmenin hem de sağlıklı kalabilmenin vazgeçilmez unsurlarındandır.

olumlu bir ruh haline sahip olan, yapıcı, sevecen ve affeden, kendisiyle barışık olmak, her türden endişe karşısında sakin kalabilen ve her koşulda hayatın tadını çıkarmayı bilen bir kişiliğe sahip olmak sağlıklı, dinç ve genç kalmanın, yıllar ilerlese de yaşlanmadan sadece ‘yaş al’manın altın anahtarıdır. Ne de olsa, her türden hastalık, sadece fiziksel değil, zihinsel, duygusal hatta ruhsal bir boyuta sahiptir. Kişinin inançları, düşünce ve davranış biçiminin sağlığı üzerindeki etkisi tartışılmaz bir gerçektir.

Peki insanların çoğunun  kısıtlı nefes alışkanlıkları olduğunu biliyor muydunuz?

Hoşunuza Gitti ise Paylaşır mısınız?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


error: Content is protected !!