Çatışma – Çatışmama

çatışma ve çatışmama

Çatışma – Çatışmama

İlişkilerdeki çatışma anlarıyla ilgili de; eğer uygularsanız faydalı olacağını düşündüğüm ve  söylemek istediğim birkaç şey var. Ne zaman hoşumuza gitmeyen bir şey duysak onu ret etmeye, hoşumuza gideni de hemen alıp kabul etmeye meyilliyiz. Doğru mu? Oysa ki, bunların her biri aynı: sadece enteresan bir bakış açısı. Dolayısıyla, bir kalkıp bize bir ‘kötü’ bir laf ettiğinde sinirlenip bağırıp çağırıp tepki vermek yerine,  (bakın ne kadar çok enerji gitti bizden), ‘aaa ne kadar enteresan’ demeyi seçebiliriz. Şimdi bu öyle sanıldığı kadar kolay olmuyor dediğinizi duyar gibiyim. O yüzden bunu da kolaylaştıracağım sizin için.

Bunu yapmadan önce derin derin nefesler alacaksınız ve aldığınız her nefeste de  bariyerlerinizi biraz daha biraz daha indireceksiniz. Ben bunu tek seferde ve bir anda yapabilirim diyorsanız, harika, öyle yapın. Benim lafım zırhlı, müğferli, toplu tüfekli, pimi çekilmiş bomba gibi dolaşanlar içinJ

Şimdi ne yani bana en çok gereken anda yapılacak iş mi bu? Ben bütün gün onları yanımda böyle anlarda kullanmak için taşıyorum dediğinizi de duyar gibiyim. Ama siz kılıç çekerseniz, karşı tarafı düelloya davet etmiş olursunuz, doğru mu? Size gelip eldiveninizi yüzünüze vuran da sadece sizinle savaşmak istediğini söylüyor demektir. Canınız savaşmak istiyorsa buyurun savaşın, hem de ölümüne! Ama olur da son nefesinizi verecek duruma gelirseniz, lütfen şu soruyu da sorun hatırım için: ya, ben niye, ne için savaşıyordum? Size garanti veriyorum kimse hatırlamayacak!

Öyleyse savaşı seçmek niye? Uğruna ölünecek bir neden bulduysanız, o başka tabii… Sadece ölürken neden öldüğünü bilmek iyi geliyor mudur insana diye sorasım geliyor; bu da benim enteresan bakış açım. Unutmayın ki, biz bu dünyaya her şeyden önce yaşamaya ve yaşatmaya geldik.

Siz hiç kabuksuz bir salyangozun üzerine bastınız mı? Hayır! Çünkü hemen fark edersiniz ve zarar vermemek için bu savunmasız ve korunmasız gezen minik hayvanın 10 metre uzağından geçersiniz.   Ama çıtır çıtır kabuklu olanların üzerine defalarca basmışızdır, öyle değil mi? Siz narin, kırılgan, şeffaf ve geçirgen olmayı seçip, silahları teker teker üzerimizden atarak tüm bariyerleri indirdiğimizde olan şeyi yani enerjimizdeki değişimi karşı taraf algılayacaktır. Bu durumdayken, hiçbir yargı içermeden,  sadece bu duruma sizin ondan çok farklı baktığınızı belirtmek adına ‘Ya, böyle düşünmen ne kadar ilginç!’ ya da ‘Aaa, bunu böyle yapman ne kadar enteresan!’ dediğinizde ortada tartışılacak herhangi bir konu kalmıyor! Neyi tartışacaksınız ki artık? Siz onun bakış açısını fark ettiğinizi ve hatta buna saygı duyduğunuzu söyleyerek kendi alanınızı tutmuş oldunuz. O da eğer sakinleşip dinlemeyi seçerse, sizin bu konudaki (ona göre enteresan) bakış açınızı algılama şansına sahip oldu. Ne büyük bir katkı, hem de karşılıklı. Üstelik kimse kimsenin kendi alanına da girmedi, saldırmadı, tecavüz etmedi. Herkes haddini bildi. Sınırlarını korudu.

 Şimdi soruyorum; kabuksuz bir salyangoz olmamanın değeri nedir? Kırılgan, incinebilir olmayı seçmemenin değeri nedir?

İçten içe zaten öyleyiz ama biz gene ‘mış’ gibi yapıp, sanki çok vurdumduymaz, kolay incinmeyen, taş gibi kalın kabuklu, kaya gibi sert olduğumuzu sanıyoruz. Peki gerçekten öyle miyiz? Hayır! Nereden belli? O kadar donanımla topla tüfekle ortada dolaşmamızdanJ

Öyleyse, gelin sürekli savunma durumda yaşayarak kendimize işkence etmeyi bırakalım. Hafifleyelim, sadeleşelim ve barış ve uyum içinde ilişkiler kurmayı deneyimleyelim. Bundan daha iyi nasıl olur?

Hoşunuza Gitti ise Paylaşır mısınız?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


error: Content is protected !!