2012 Yükseliş Yılı

2012 yükseliş yıl

2012 Yükseliş Yılı

2012: Kimine göre kıyamet, kimine göre frekans yükselmesi ve aydınlanma, bazılarına göre karanlık dönem, bazılarına göre ise altın çağ! Kahinler, astrologlar herkes bunu konuştu, tartıştı. Maya takvimine göre, kızıl derililere göre, kutsal kitaplara göre, gelmiş geçmiş yaşayan ve ölmüş tüm kehanetçilere göre bizi bekleyenler ve hangi durumlar için hazır olmamız gerektiği konusunda çok şey yazıldı, söylendi, belki takip ettiniz belki etmediniz. Peki bizi gerçekten neler bekliyor, hiç bileniniz var mı?

Olaya 2012 ve ötesi diye bakacak olursak, bizi bekleyen ve asıl hazır olmamız gereken şey bence, 5 duyunun ötesine geçebilmek, hayatı farklı bir boyuttan algılayabilmek ve bize ait olmayan her şeyi geride bırakabilmek kısaca yükselmek diye özetleyebilirim.

Tüm bunların anlamı ne? Ne bizi bu noktaya getirecek? Nasıl aynı hayatı yaşayıp, başka bir boyutta algılayabileceğiz? Tüm bu soruların yanıtlarını tek kelimeyle ifade etmek gerekirse; yanıt bana göre: farkındalık!

Bu gelen yıl bize bu fırsatı sunacak, bunu alabilmemiz için hız sağlayacak. Tabii eğer biz istersek!

Her şeyde olduğu gibi, bunda da devinim içten dışa doğru olmak zorunda. Kimse gelip bizim için bir değişim ve dönüşüm başlatmayacak. Bunu önce biz talep edeceğiz. İçsel olarak buna hazır ve istekli olacağız, o zaman karşımıza çıkan her şey ve herkes bizdeki bu değişim ve dönüşüm isteğini karşılamaya yönelik olarak gelip bizi bulacak. Doğru zaman denilen şey de tam olarak bu işte!

Farkındalık önce kendimizin ve kendi gücümüzün farkına varmakla başlayacak. İçsel olarak. Kendimizden ve yarattığımız her şeyden vaz geçtiğimiz an, varlığımızın ulaşamadığımız bölümlerine ulaşmaya başlayacağız.

Asıl yolculuk burada başlayacak.

Gerçek vazgeçiş ve bırakış ile gelen keyifte. Çünkü ancak o zaman eski dünya, eski biz, eski varlığımız ya da varlığımız sandığımız her şey gitmiş, yerine soru dolu bir boşluk gelmiş olacak. O boşluğu kim veya ne dolduracak biliyor musunuz? O boşluğu dolduracak olan, arzu ettiğimiz her şeyi yaratabilecek güce sahip olan dünya üzerindeki tek varlık: Gerçek varlığımız!

İşte olan biten her şey bunun için oluyor. Gerçek varlığımıza, ışığımıza ulaşabilmemiz için. Ancak o zaman bizi saran sarmalayan kısıtlamalardan, limitlerden, koşullardan bağımsızlaşıp özgürce kendi ruhsal varlığımızı ifade edebileceğiz. Ama dediğim gibi, önce bunun farkına varmamız gerekiyor.

Farkındalığa giden en kestirme yol, bana göre nefes. Eğer nefesimizi izleyebilirsek, o zaman başka şeyleri de izlemeye başlayabiliriz. Hiç farkına bile varmadan alıp verdiğimiz nefesimiz hakkındaki farkındalık, er ya da geç bizi hayatımızda da hiç fark etmediğimiz bambaşka konular üzerine bir farkındalığa ulaşmaya yönlendirecektir. Bu o kadar kolay ve o kadar doğal işleyen bir süreç ki, bu kadar kolay mı diye insanın sorası geliyor.

Evet! Bu kadar kolay!

Bu yüzden ister fiziksel, ister ruhsal her türden öğretinin tam da orta yerinde nefes var! Nefesinizi gözlemlemeye başladığınızda, kendinizi ve hayatınızda olup bitenleri de gözlemlemeye doğru giden bir kapı aralanıyor. Gözlem ise size en büyük farkındalığı veren şey. Çünkü kuantum teoreminde, deneyi gözlemleyen deneyin sonucunu etkiler! Yani, kendi hayatımızı deneyimlerken, sonuçların oluşumundaki etkimizi ve gücümüzü fark etmeye başlıyoruz. Kısacası, ezberimiz bozuluyor!

Zihinden bizi en kestirme yoldan çıkaran sevdiğim tekniklerden bir de soru sormak ve cevap aramamak. Onlar nasıl olsa, bir şekilde karşımıza çıkıyor…

En kötü durumda bile, zihnimizin ürettiği ya da o anda üretebileceği negatife tutunmadan başka ne mümkündür diye sormak, bizi mümkün görünen olası cevaplardan mümkün görünmeyen olası cevaplara taşıyan bir araçtır.

Her koşulda uygulanabilecek soru kalıpları (bundan daha iyi nasıl olur?, başka ne mümkün? seçenekler nelerdir?) bize sonsuz olasılıkların kapılarını açar ve ne bizim ne de karşımızdaki insanın bile hayal edemeyeceği bir realite, başka bir gerçekliğe taşır. Orada, başka seçenekleri birlikte değerlendirme, oluşturma ve yaratma gücü vardır. Orada, görünen altındaki görünmeyen güce ulaşma potansiyeli vardır. Orada zihnin ötesindeki sonsuzluk vardır. Bunu zihin yapamaz. Bunu zihnin ürettiği cevaplar yapamaz. Çünkü zihin sonsuzluğu anlamaz. Zihin, başka neyin mümkün olduğunu sormaya devam ettiğimizde dumanlar çıkarmaya başlar ve uçup gider, sonsuzlukta kaybolur. O zaman anlamsız cümleleri ağzımızdan çıkarmaya başlarız ki, asıl anlam onlarda var olmaktır.

Evet, başka ne mümkün? Başka ne mümkünse, lütfen ben onu talep ediyorum. Bu kitap işte tam da bu soruları sorarak yazıldı.

Bu sihirli cümleyi söyleyin ve yaşamınızda olacak olan değişimlere bir bakın şaşıracaksınız!

Başarmak için tek gerekli olan şey,  devam etmeye gönüllü olmak gerekir. Çünkü John C. Maxwell’in dediği gibi; ‘Başarısızlık, ben bir başarısızım demek değildir;Henüz başaramadım demektir. Başarısızlık, ben hiçbir şey gerçekleştiremedim demek değildir; Bir şeyler öğrendim demektir. Başarısızlık, aptallaştım demek değildir; Deneyerek yaşamak için gerekli inanca sahibim demektir. Başarısızlık, ümitsizliğe kapıldım demek değildir; Deneme cesaretini gösterdim demektir. Başarısızlık, istediklerime sahip olamayacağım demek değildir; Değişik tarzda bir şeyler yapmalıyım demektir. Başarısızlık, ben aşağılığım demek değildir; Mükemmel değilim demektir. Başarısızlık, zamanımı boşa harcadım demek değildir; Yeniden başlamak için bir nedenim var demektir. Başarısızlık, vazgeçmeliyim demek değildir; Daha sıkı çalışmalıyım demektir. Başarısızlık, asla başaramayacağım demek değildir; Daha sabırlı olmalıyım demektir. Başarısızlık, benden ümidini kestin demek değildir; Bir bildiğin var demektir. ‘

Yani her koşulda, kendine bakmak ve kendini yenilemektir.

Ben tüm bunları uygulamaya değer bulup, denemeye karar verdiğimden beri çok eğlenceli ve şaşırtıcı sürprizler yaşamaya başladım. Bu bildiğim tüm sihirlerin ötesinde bilinmezlikten gelen sihirin yardımıyla hayatım daha kolay, daha keyifli ve eğlenceli bir hale dönüştü. Bunu her şeye uygulamak beni, kararlarımı, yargılarımı, kalıplarımı aşmaya zorluyor ama keyif de işte tam da bu noktada başlıyor. Bir şeyler olup bitiyor ve ben ‘tamam, bundan başka ne mümkün?’ diye sordukça sanki bir el omzuma dokunup yönünü, bakış açımı görüş alanımı değiştiriyor. Ben bu soruyu sorma devam ettikçe de değişim devam ediyor.

Kendi değişim ve dönüşüm sürecimde bana olanlar da tam olarak bu şekilde oldu diyebilirim. Her iki kitabımda da kendi yaşantımdaki deneyimlerimden yola çıkarak bahsettiğim farkındalık; uyur gezer halinden silkeleniş ve uyanış, şimdilerde kendiliğinden hatırlama haline dönüştü. Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey değişmiyor ama içten içe çok şey değişiyor.

Önce içerde yanan  bir kıvılcımı takip edip, sonra  ışığın kaynağına yani kendi ruhuna, benliğine ulaşmak ve buradan parlayarak yanmaya devam etmek güzel…

Son olarak bir Zen hikayesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Zen ustası kuyudan su taşıyormuş. Yolda, çok uzaklardan onun methini duyup, görmeye gelmiş olan dindar bir kişiyle karşılaşmış.  Dindar adam yoluna çıkıp, “Bu manastırın ustasını nerede bulabilirim?” diye sormuş. Usta da “Aradığın kişi benim” demiş.

Adam onun bir hizmetkar olduğunu düşündüğü için (ne de olsa kuyudan su taşıyormuş) şüpheyle “Sizin hakkınızda çok şey duydum ama sizi kuyudan su taşırken bulacağım hiç aklıma gelmezdi” demiş.

Usta da” Ben  iki şeyi yapmakta çok ustayım: Kuyudan su taşımak ve odun kesmek. Bunlar benim aydınlanmadan önce yaptığım şeylerdi. Önceden de bunları yapıyordum. Şimdi de bunları yapmaya devam ediyorum. Biraz sonra da odun kesmeye gideceğim, istersen benimle gelip beni izleyebilirsin.” demiş.

Dindar adam dayanamayıp sormuş “Ama hayatınızda bir fark olması gerekmez miydi? Aydınlanmadan önce de bu iki şeyi yapıyormuşsunuz, aydınlandıktan sonra da aynı şeyi yapıyorsunuz, o zaman fark nerede?”

Usta gülmüş: “Fark içsel. Önceden her şeyi uykuda yapıyordum, şimdi her şeyi bilinçle yapıyorum, işte fark burada. Etkinlikler aynı ama ben, artık aynı ben değilim. Dünya aynı ama ben değiştim. Ve ben artık aynı ben olmadığım için, bana göre, dünya da aynı dünya değil!”

Farkındalığının kesintiye uğramadan, günde yirmi dört saat alttan alta akmaya devam edişini izlemek, bu arada ne yapıyorsan yapmaya devam etmek güzel… Dış dünya ne oluyorsa olsun, kendi merkezinde kalabilmek, içindeki berraklık ve duruluğa ulaşmak güzel… Bildiğini bilmeyi hatırlamak güzel! Sorularını suya sormak, sudan gelecek cevabı beklemek güzel…

Dahası, bilmediğimizi sandığımız şeyleri bildiğimizi bilmek güzel…

2012’nin ve takip eden tüm yılların bizleri bu farkındalığa kolaylık neşe ve ihtişamla taşıması dileğiyle sizleri kucaklıyorum. Neşeniz, umudunuz ve ışığınız bol olsun.

Ülker Uzun Polat

Hoşunuza Gitti ise Paylaşır mısınız?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


error: Content is protected !!